Bir süredir istihkak politikalarının tanıtılması gerekliliğinin üzerinde duruyorum. Hem imalat işletmelerinin girdi temini, hem üreticilerin (çiftçilerin) yeni ekin dönemi hazırlıkları, hem de hanehalkının tüketimi için Türkiye’nin istihkak politikaları geliştirmesi gerekiyordu. Çünkü hem ürün kıtlığı hem tedarik zincirindeki zorluklar bunu gerekli kılıyordu.

Kendisine yetmediği için değil, herkesin gözü Türkiye’den gelecek ürünlerde olduğu, yani dış alemin güçlü talebi bulunduğu için.

Türkiye’nin ligindeki Hindistan gibi çok önemli tarım üreticileri çoktan kısıtlamalara gitmişti. Deniz trafiği global ölçekte kaotik bir hal alırken raporlar Kuzey Denizinde trafiğin durma noktasına geldiğine işaret etmeye başladı. Bu şartlar altında Türkiye’nin konumuyla dünyaya ürünlerini satıyor olmasının birçoklarınca lütuf gibi göründüğü muhakkaktır.

Gene de Türkiye, temkinlilik adına şimdilik yasak getirmese de nihayet domatesten başlayarak stratejik bir ürünün ihracatını izne bağladı. Avrupa ve Rusya’nın domates ihtiyacını büyük oranda Türkiye ve Fas karşılıyordu. Fas, Ramazan öncesinde domates ihracatına kısıtlar getirmişti. Üstüne Türkiye’nin getirdiği bu izin şartı devamının geleceğiyle ilgili Avrupa için endişe verici olmalıdır. Gümrük Birliğini ve tarifelerin yüksekliğini gündeme almış olmaları buna işaret eder.

Ancak meselenin bir başka yönü de var; domates gitmeyecek de domatese gelecekler. Milyonlarca Avrupalı göçmenin Türkiye’nin iklimine sığınmaya hazırlandığı yazılıp çiziliyor.

Mesele tek başına domates meselesi değil ama bu sebze dahi öyle az buz bir değer değildir.

Ahmet Tabakoğlu Hoca, Amerika’nın keşfinin kadim ticaret yollarına etkisini analiz ederken pazarlara tanıtılan yeni ürünlerin belirleyici bir rol oynadığını söyler. Bunlardan domatesin, neredeyse tüm baharatları ikame eden bir aromaya ve çeşitli biçimlerde uzun süreli saklamaya elverişli olmasının, Baharat Yolu’nun önemini azaltmaya yettiğini tespit eder.

Türkiye’nin şu anda mesela İtalyanları, İsviçrelileri cayır cayır pazarlarda mum aramaya iten fırtınanın ortasında güvende tutulmuş olması elindeki değerlerin farkındalığına biraz daha eğilmek gerektiğini gösterir.

Türkiye’nin iklimi dediğim şey sadece enerji kesintisizliği, gıda, barınmadan ibaret değil. Güvenlik yatırımları, savunma sanayi gelişimi, terörden arınmaya yaklaşması da buna dâhil. Avrupalı göçmen belki biraz da, Allah muhafaza, tepesine bomba yağmasın diye Türkiye’nin iklimine sığınmak istiyor. Gerçekten her şey Avrupa için ne kadar kötümserse Türkiye için o kadar iyimser.

Beklenen bu Avrupalı göçmen sorununu planlamak lazım.

Adalar ve dijitalleşme

Hani, Müslüman ülkeler ekonomik olarak geride retoriği var ya, işte, o biraz konjonktüreldir. 2050 itibariyle mesela, tahmin yayınlayan kurumlar (IMF, PWC vs), D8 ülkelerinin küresel gayrisafi yurtiçi hasıla sıralamasının ilk 10’unda önemli bir ağırlığı olacağına ittifakla işaret eder. Endonezya ilk üçtedir örneğin.

Endonezya demişken; ülkenin ön plana çıkmasında dijitalleşmede aldığı yol belirleyicidir. Tam da Endonezya’nın dijitalleşme başarısını tartıştığımız bir toplantıda sunum yapan ülke temsilcisi; bizde 17 bin ada var, dijitalleşmek zorundayız, dedi.

Bu ifadesi de aklıma hemen Adalar meselesini getirdi. Türkiye’nin dijital kabiliyetlerinin denizlerimizdeki adalarımız için de önemli olacağını düşündüm. Ada ölçekli deniz taşımacılığında dijital altyapıların güçlendirilmesi gerektiğini, belki perakende deniz taşımacılığı alanında yatırım yapılması gerektiğini anladım.

Kara ile deniz arasındaki ihtiyaçları, ev ile pazar/market arasındaki bağlantı gibi düşünüp geliştirmemiz lazım. Yunanistan’ın ya da Yunanların bunu yapabilecek kabiliyeti ve kapasitesi zaten yok.

İskeçe Müftüsü

TRTHaber’de Fuat Kozluklu İskeçe müftü adaylarıyla çok kıymetli bir yayın yaptı. Adaylar Mustafa Trampa ve Mustafa Kamo’ya selam olsun. Anlayışlıları, örgütlenmeleri, nezaketleri, usul ve yöntemleri müftülüğün atamayla değil, seçimle gelmesinin dünya için ne denli haklı ve yapıcı olduğunu gösterdi. Seçim günü ortaya çıkacak heyecan bu ifademin altını çizecektir.

Öyle anlıyorum ki bayramlığı akıllara kazınacak bir Cuma olacak. Bu Cuma İskeçe’de olmak vardı.

QOSHE - Domates gitmeyecek domatese gelecekler - Yusuf Dinç
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Domates gitmeyecek domatese gelecekler

4 3 1
08.09.2022

Bir süredir istihkak politikalarının tanıtılması gerekliliğinin üzerinde duruyorum. Hem imalat işletmelerinin girdi temini, hem üreticilerin (çiftçilerin) yeni ekin dönemi hazırlıkları, hem de hanehalkının tüketimi için Türkiye’nin istihkak politikaları geliştirmesi gerekiyordu. Çünkü hem ürün kıtlığı hem tedarik zincirindeki zorluklar bunu gerekli kılıyordu.

Kendisine yetmediği için değil, herkesin gözü Türkiye’den gelecek ürünlerde olduğu, yani dış alemin güçlü talebi bulunduğu için.

Türkiye’nin ligindeki Hindistan gibi çok önemli tarım üreticileri çoktan kısıtlamalara gitmişti. Deniz trafiği global ölçekte kaotik bir hal alırken raporlar Kuzey Denizinde trafiğin durma noktasına geldiğine işaret etmeye başladı. Bu şartlar altında Türkiye’nin konumuyla dünyaya ürünlerini satıyor olmasının birçoklarınca lütuf gibi göründüğü muhakkaktır.

Gene de Türkiye, temkinlilik adına şimdilik yasak getirmese de nihayet domatesten başlayarak stratejik bir ürünün ihracatını izne bağladı. Avrupa ve Rusya’nın domates ihtiyacını büyük oranda Türkiye ve Fas karşılıyordu. Fas, Ramazan öncesinde domates ihracatına kısıtlar getirmişti. Üstüne Türkiye’nin getirdiği bu izin şartı devamının geleceğiyle ilgili Avrupa için endişe verici olmalıdır. Gümrük Birliğini ve tarifelerin yüksekliğini gündeme almış olmaları buna işaret eder.

Ancak meselenin bir başka yönü de var; domates gitmeyecek de domatese........

© Yeni Şafak


Get it on Google Play