FETÖ dosyası kapanmadı: Türkiye hangi dersleri alamadı?
Türkiye'de FETÖ denildiğinde herkes bugün aynı şeyi söylüyor: "Biz de karşıydık." Ancak asıl mesele FETÖ'ye ne zaman karşı olunduğu değil, FETÖ'nün ne olduğunun ne zaman anlaşıldığıdır.
Çünkü Türkiye'nin yakın tarihinde yaşanan en büyük güvenlik tehditlerinden biri olan bu yapı, uzun yıllar boyunca sadece bir cemaat, bir hizmet hareketi veya dini bir organizasyon olarak değerlendirildi. Oysa yapılan en büyük hata da buydu. FETÖ'yü din ekseninde okumaya çalışmak, onu anlamayı imkânsız hale getirdi.
Prof. Dr. Haydar Baş'ın diğerlerinden ayrıldığı nokta tam da burada ortaya çıktı. Baş Hoca, 1990'lı yılların başından itibaren bu yapının dini bir hareket olarak değerlendirilemeyeceğini, İslam'ı araçsallaştıran ve dış merkezli hedeflere hizmet eden bir organizasyon olduğunu ifade etti. Onun farkı, FETÖ'yü dini söylemleri üzerinden değil, ortaya çıkaracağı sonuçlar üzerinden okumasıydı. Bir hareketin ne söylediğinden çok kime hizmet ettiğine bakıyordu. Çünkü İslam'ın temel referanslarıyla oynayan, milli devlet fikrini zayıflatan ve dini kimliği küresel projelere eklemleyen bir yapının sonunda Türkiye'nin menfaatlerine hizmet etmeyeceğini görüyordu. O günlerde birçok çevre tarafından tepkiyle karşılanan bu değerlendirmeler, bugün geriye dönüp bakıldığında Türkiye'nin en erken ve en net ikazları olarak karşımızda durmaktadır. FETÖ'nün devlet içinde kurduğu yapı ve Türkiye'yi sürüklediği süreç, Baş Hoca'nın bu tespitlerini doğrular niteliktedir.
1998 yılında Baş hocanın, Gülen'e gönderdiği mektup ve hemen ardından gerçekleşen Fethullah Gülen'in Vatikan ziyareti bu açıdan son derece önemlidir. Gülen'in Papa ile görüşmesi ve dinler arası diyalog adı altında yürütülen faaliyetler, aslında yapının hangi istikamette ilerlediğini açıkça........
