Söylemde nas, eylemde faiz
Modern ekonomi yönetimlerinde, siyasi söylemler ile yapısal gerçeklikler arasındaki uçurum büyüdüğünde, toplumsal maliyet katlanarak artar.
Türkiye, uzun süredir bu uçurumun en derinleştiği dönemlerden birini tecrübe ediyor.
Bir tarafta en üst düzey siyasi makamlar tarafından faizin "bereketi kaçıran", "haksız kazanca dayalı bir hastalık" olduğu vurgulanıyor ve dini referanslarla (Nas) bu yapı yeriliyor; diğer tarafta ise devletin resmi kurumları ve piyasa dinamikleri, ülkeyi küresel faiz liginin zirvesine taşıyor.
Söylem düzeyindeki anti-kapitalist ve ahlaki eleştiriler, ne yazık ki somut ve yapısal bir çözüm modeliyle desteklenmediği için köklü bir ekonomik dönüşüm yaratamıyor.
Aksine, ortaya çıkan derin çelişki, hem üreticiyi hem de tasarruf sahibini trajik bir kısırdöngünün içine hapsediyor.
Türkiye dünya faiz liginde ikinci sırada
Türkiye'de ekonomi yönetimi ve siyasi irade, faizin toplumsal adalet üzerindeki tahribatına sık sık dikkat çekmektedir.
Faizin emek sarf etmeden, alın teri dökmeden sadece sermaye gücüyle haksız kazanç elde etme mekanizması olduğu ve dar gelirli kitlelerin sırtına yük bindirdiği tezi, teorik olarak evrensel bir gerçektir.
Ancak "Ainesi iştir kişinin, lafa bakılmaz" düsturundan hareketle uygulamaya bakıldığında, Türkiye'nin küresel ölçekte en yüksek politika faizi uygulayan ikinci ülke konumuna yükseldiği görülmektedir.
Dünya genelinde politika faizleri incelendiğinde, X,6 ile ilk sırada yer alan Venezuela'nın hemen ardından, 7'lik resmi politika faiziyle Türkiye gelmektedir.
Bu oran; iç savaş yaşayan, ağır ekonomik yaptırımlarla boğuşan veya yapısal çöküş içindeki........
