İradenin İyimserliği ve Kıbrıs’ta Yeni Dönem
Kıbrıs sorununda uzun yıllardır ilk kez, yalnızca tarafların ne söylediğini değil, neyi artık söylemediğini de dikkatle okumamız gereken bir döneme girdik. Çünkü son yıllarda Kıbrıs Türk tarafında egemen olan siyasi yaklaşım ile bugün ortaya çıkan yaklaşım arasında belirgin bir fark bulunmaktadır.
Sayın Ersin Tatar döneminde temel tez şuydu: İki taraf arasında ortak zemin yoktur. Bu nedenle çözüm arayışı artık federasyon temelinde değil, “iki ayrı egemen devlet” temelinde yürütülmelidir. Eski dönemin konjonktürüne göre, “egemen eşitlik” ve “eşit uluslararası statü” talepleri yalnızca siyasi söylem olarak kalmamış, Ankara’nın resmi siyasetine dönüşmüştü. Bugün gelinen noktada ise farklı bir siyasal çerçeve ortaya çıkmıştır.
Kuzey Kıbrısta gerçekleşen seçim sürecinde, Sayın Erhürman tarafından dört temel nokta açık biçimde ortaya konuldu.
Birincisi, müzakerelerin sıfırdan başlamayacağını söylendi. Yani geçmişte varılan yakınlaşmaların, mutabakatların ve BM parametrelerinin korunacağı ifade edildi.
İkincisi, sürecin sonsuz müzakere döngüsüne hapsedilmemesi gerektiği vurgulandı. Bunun adına ister takvim, ister zaman düzenlemesi, ister aciliyet densin; önemli olan sonuç alıcı bir süreç kurulmasıdır. Üçüncüsü, siyasi eşitliğin pazarlık konusu yapılmayacağı net biçimde ifade edildi. Dönüşümlü başkanlık ve merkezi yapıda etkin katılımı sağlayacak özel oy mekanizmaların, federal çözümün sürdürülebilirliği açısından zorunlu olduğu belirtildi. Dördüncüsü ise, Kıbrıslı Rum tarafının yeniden masadan kalkması halinde bugünkü duruma geri dönülmesini kabul edilmeyeceği ifade edildi. Burada önemli olan nokta, bunların “ön koşul” olarak değil, BM parametrelerinin doğal sonucu olarak tanımlanmasıdır. Özellikle siyasi eşitlik, müzakere edilebilir bir taviz alanı değil; çözüm zemininin asli unsuru olarak görülmektedir.
Bu yaklaşım, Tatar döneminin “BM Güvenlik Konseyi dışında çözüm arayışı” çizgisine karşı........
