menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mazlumların efsanevi savunucusu Av. Bekir Berk

7 0
15.06.2026

14 Haziran, hukuk tarihimize ve Nur davasına adını altın harflerle yazdırmış, mazlumların ve mağdurların efsanevi savunucusu Av. Bekir Berk’in vefat yıldönümü (14 Haziran 1992). Bu vesileyle kendisini rahmetle ve minnetle yâd ediyoruz. Mekânı Cennet olsun.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin en yakın talebelerinden Mustafa Sungur ile Av. Bekir Berk arasındaki ilişki, sadece iki dava arkadaşının birlikteliği değil; bütünüyle ihlâs, sadakat, karşılıklı hürmet ve bir ideal etrafında kenetlenmiş sarsılmaz bir dostluk hikâyesidir.

Bu iki mümtaz şahsiyetin yollarının kesişmesini, aralarındaki köklü teması ve hukuku birkaç ana başlıkta şöyle özetleyebiliriz:

1. Üstad’dan Gelen Müjde ve İlk Temas

Bekir Berk, henüz Risale-i Nur davasıyla yeni tanıştığı ve milliyetçi-mukaddesatçı çizgide yazılar kaleme aldığı 1950’li yılların sonunda, “Bediüzzaman Yeise Düşmemiştir” başlıklı ses getiren bir makale yazar. Bu yazı, o dönem ciddi baskı altında olan Nur talebeleri arasında büyük bir sevinç oluşturur.

O sırada Üstad’ın huzurunda bulunan Mustafa Sungur, derhal telefona sarılarak Bekir Berk’i arar: “Bekir Bey, Üstad Hazretleri’nin huzurundan geliyorum. Yazınızı okudu, çok memnun oldu. Sizi tebrik ediyor ve gözlerinizden öpüyor!”

Bu telefon görüşmesi ve Mustafa Sungur’un ilettiği bu kutlu selam, Bekir Berk’in hayatında adeta bir milat olur ve onu ömrünün sonuna kadar sürecek olan Nur davalarının fisebilillah (Allah rızası için) avukatlığına taşır.

2. 1960 Ankara Karşılaması: Film Şeritlerini Aratmayan O Gün

1960 yılının Ocak ayında, Ankara’da Nur talebelerinin kaldığı bir büroda Mustafa Sungur, Bekir Berk ve dava arkadaşları bir aradayken telefon çalar. Arayan, Üstad’ın yanındaki Zübeyir Gündüzalp’tir ve takip altında oldukları için şifreli konuşarak “Ben şu an Polatlı’dayım” der.

Mustafa Sungur telefonu kapattıktan sonra durumu kavrar: “Arkadaşlar, Zübeyir Ağabey Polatlı’daysa Üstad Ankara’ya geliyor demektir!” Bunu duyan Bekir Berk yerinden fırlayarak, “Derhal kalkalım, karşılayalım!” der. Zorlukla bir araç bulup yola çıkarlar ve Üstad’ın arabasıyla yolda karşılaşırlar. Bekir Berk’in, Beyrut Palas Oteli’nde Üstad’ın odasına girdiğinde yaşadığı o teslimiyet ve heyecan anlarına Mustafa Sungur bizzat şahitlik etmiştir.

3. Mahkeme Koridorlarında Omuz Omuza Bir Ömür

1958’den 1970’li yılların ortalarına kadar Türkiye’nin dört bir yanında açılan binlerce “Nurculuk” davasında bu iki isim hep yan yanaydı.

Mustafa Sungur, davanın manevî ve fikrî yükünü sırtlayan, Anadolu’yu karış karış gezen bir seyyah ve maznundu.

Bekir Berk ise o mahkemelerde Sungur Ağabey’in ve diğer mazlumların hakkını, heybetli sesi ve sarsılmaz hukukî dehasıyla savunan bir kalkandı.

Mustafa Sungur, daha sonraki yıllarda verdiği röportajlarda ve katıldığı anma programlarında, Bekir Berk’in mahkeme salonlarındaki o kahramanca müdafaalarını her zaman sitayişle anmış, onun Üstad’ın çok özel dualarına mazhar olduğunu ifade etmiştir. Berk’in daktilosunun başında saatlerce uykusuz kalarak hazırladığı savunmalar, Mustafa Sungur ve arkadaşları için her zaman büyük bir moral kaynağı olmuştur.

4. Hicret ve Son Dönem Vefası

Bekir Berk, 1974 yılından itibaren davası uğruna Suudi Arabistan’a hicret etmek durumunda kalmış ve uzun yıllar Cidde Radyosu Türkçe Yayınlar Bölümü’nde spikerlik ve programcılık yapmıştı. Bu gurbet ve hicret yıllarında dahi Mustafa Sungur ile aralarındaki mektuplaşmalar ve gönül bağı hiç kopmadı.

1980’li yılların sonunda gırtlak kanserine yakalanıp tedavi için Türkiye’ye........

© Yeni Asya