menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Muhafazakâr ailelerin muhafaza edemediği çocuklar - 4

18 0
06.06.2026

Muhafazakâr camianın nesiller arası kopuşu ele alırken düştüğü en büyük açmaz, muhafazakârlık kavramının kendisini yanlış yorumlamasıdır. Kendimize sormak zorunda olduğumuz en temel soru şudur. Bizler dinin özünü, sönmez bir iman meşalesini ve İslâm ahlâkını mı muhafaza etmek istiyoruz, yoksa kendi dünyevî konforumuzu, statükomuzu ve geleneksel alışkanlıklarımızı mı? Bugün yaşanan büyük kriz, çocukların dinden kaçması değil, muhafazakâr yetişkinlerin dini kendi dünyevî çıkarlarına, lüks ve şatafat tutkunluklarına alet etmelerine karşı gösterdikleri bir tepkidir. Yeni nesil, muhafazakâr lügatin adalet, ahlâk, kul hakkı ve ihlâs derken, pratik hayatın acımasız bencil çıkarlarla, gösterişli hayatlarla ve samimiyetsizlikle örüldüğünü net bir şekilde görüyor. Din dinamik bir hakikatken, onu statik bir geleneğe mahkûm eden büyükler, çocukların ruhunu feda ediyorlar.

Mesele, gençlerin modern dünyaya kapılıp gitmesinden ibaret değildir. Asıl mesele, dindarlık iddiasında olan yetişkinlerin sergilediği ahlâk erozyonudur. Kürsülerde ve gazete köşelerinde ihlâstan, iktisattan ve kanaatten bahsedenlerin, kendi hayatlarında lüks yarışına girmeleri, hak ve hukuk gözetmemeleri, gücü elde ettiklerinde sergiledikleri adaletsizlikler yeni neslin zihninde tamir edilemez kırılmalara yol açmıştır. Gençler, dindar kimliğiyle tanınan insanların hayatlarındaki bu derin çelişkileri gördükçe, dinden ve mukaddesattan soğuyorlar. Onların dünyasında muhafazakârlık; hakikati koruyan bir kale değil, tutarsızlıkları örten kullanışlı bir perde olarak algılanıyor. Dolayısıyla ortada çocukların korunmasıyla ilgili bir yetersizlikten ziyade, büyüklerin numune-i imtisal yani örnek olabilme vasfını tamamen kaybetmesi krizi vardır. Yaşamadığımız bir hakikati başkasına, hele ki en yakınımız olan evladımıza miras........

© Yeni Asya