Eğrilir mi, doğrulur mu?
Akla gelen bir soru: “Neden eğrilir de doğrulmaz ki?”
Bu konudaki düşüncemiz, atalarımıza muhalefet olarak anlaşılmasın. Ama, baston yapmak istersek, ağacı “eğriltmek”; çocuğu adam etmek istersek, “doğrultmak” doğru deyim değil mi?
Eğri veya doğru, ifade edilmek istenen asıl mana, insan yavrularına “doğru” adına din diyanet, ilim irfan, sanat; saygı hürmet, görgü, ahlâk, adalet, âdâb-ı muaşeret gibi değerler kazandırma ve bunlardan nasipdar olmalarını istiyorsak, bunun tedbirini işlenebilir çağda iken, yani “yaş” iken alman gerekir” demektir.
Kısacası; verilecek terbiye, çocuk yaşta verilirse maya tutar, doğrulur; aksi halde odun olur, huzurunda sivrilir!
Bizim böyle bir konuyu ele almamızı gerektiren, bizi bu meseleye sevk eden sebep şu:
“Simit, simiit” diye bağrışan biri ince, biri kalın, farklı tonda iki ses…
İlgi duyup, balkondan baktığımda biri büyük, biri küçük iki çocuğun ellerindeki tepsilere koydukları simitleri satma çabasında olduklarını gördüm.
Zaman, okulların eğitime ara verildiği, tatil zamanı.
Belli ki babaları, özgüven kazansınlar, alışveriş yapmaya alışsınlar düşüncesiyle çocukların ellerine birer tepsi simit tutuşturup, sabah vakti sokaklara salmışlar.
Onlara, balkondan seslendim:
“Ben simit almak istiyorum, ama ikinizden de alacağım” dedim ve bulunduğum daireyi söyledim.
Birkaç dakika sonra kapımızda, on bir yahut on iki yaşlarında şirin mi şirin, pırıl pırıl bir çocuk…
Ona, “İkinizden de simit alacaktım” diye düşüncemi tekrarladıktan........
