menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İnsan neden her şeyi kişisel algılıyor?

2 0
09.10.2026

Hayatımız boyunca mutlaka birilerinden eleştiri duyuyoruz. Bazen bir arkadaşımız söylediğimiz bir sözün yanlış olduğunu söylüyor, bazen ailemiz yaptığımız bir davranış konusunda bizi uyarıyor, bazen de iş hayatında birisi ortaya koyduğumuz bir işin eksik tarafını gösteriyor.

Fakat ilginç olan şu:

Birçok insan eleştirinin kendisine değil, kişiliğine yöneltildiğini düşünüyor.

“Bana karşı bir problemi var.”

“Beni başarısız buluyor.”

Oysa bazen söylenen yalnızca söylenen şeydir.

Bir davranışımız yanlış olabilir. Bir kararımız hatalı olabilir. Bir konuda eksik kalmış olabiliriz. Bir işi daha farklı yapmamız gerekebilir.

Bunların hiçbiri bizim değersiz olduğumuz anlamına gelmez.

Ama insan zihni çoğu zaman davranış ile kişiliği birbirinden ayırmakta zorlanıyor.

Birisi “Bu yaptığın doğru değildi.” dediğinde, biz bunu “Sen doğru biri değilsin.” şeklinde duyabiliyoruz.

Birisi “Burada hata yaptın.” dediğinde, içimizden “Demek ki beni yetersiz buluyor.” diye geçiriyoruz.

Birisi “Biraz daha dikkatli olmalısın.” dediğinde, bunu “Seni küçümsüyorum.” şeklinde algılayabiliyoruz.

Belki de asıl mesele burada başlıyor.

Her söz bize söylenmiş gibi geliyor

Günlük hayatın içinde insanların söyledikleri her cümleyi üzerimize almak, insan ilişkilerini oldukça yorucu hâle getiriyor.

Bir arkadaşımızın morali bozuk.

Bize kısa cevap veriyor.

Oysa belki iş yerinde canını sıkan bir şey oldu.

Belki ailesiyle ilgili bir problemi var.

Belki sadece o gün konuşacak hâlde değil.

Ama biz çoğu zaman bilmediğimiz boşlukları kendi düşüncelerimizle dolduruyoruz.

Karşımızdaki insanın davranışının sebebini sormak yerine ona bir anlam yüklüyoruz.

Sonra da yüklediğimiz o anlam üzerinden kırılıyoruz.

Aslında bazen insanın karşısındakiyle değil, kendi zihninde kurduğu hikâyeyle kavga ettiğini düşünüyorum.

Çünkü ortada açıkça söylenmiş bir söz yokken bile alınabiliyoruz.

Bir bakıştan anlam çıkarıyoruz.

Bir mesajdaki noktalama işaretini yorumluyoruz.

Bir telefon görüşmesindeki ses tonunu saatlerce düşünüyoruz.

Bir davete çağrılmadığımızda bunun mutlaka bize yönelik bir tavır olduğunu varsayıyoruz.

Bir başkasına yapılan övgüyü kendimize yöneltilmiş bir eleştiri gibi algılıyoruz.

Oysa hayatın her ayrıntısının merkezinde biz olmayabiliriz.

Bunu kabul etmek bazen insanı rahatlatır.

Eleştiri düşmanlık değildir

Eleştirilmek kimsenin hoşuna gitmez.

Çünkü eleştiri, insanın kendisiyle ilgili görmek istemediği bir noktayı önüne koyabilir.

İnsan başarılı olduğu söylenirken rahat eder.

Takdir edildiğinde kendisini güvende hisseder.

Ama biri eksikliğini gösterdiğinde savunmaya geçebilir.

İşte burada önemli bir ayrım var:

Eleştirilmek ile değersiz görülmek aynı şey değildir.

Bir insan size “Bu işi daha iyi yapabilirdin.” diyebilir.

Bu cümlenin içinde bir küçümseme olmak zorunda değildir.

Hatta tam tersine, bazen karşımızdaki insan bizden daha iyisini beklediği için bunu söyler.

Fakat biz bunu kabul etmek yerine hemen kendimizi savunmaya başlıyoruz.

“Sen de zamanında hata yaptın.”

“Ben elimden geleni yaptım.”

“Bunu söylemeye senin hakkın yok.”

“Zaten beni hiçbir zaman beğenmedin.”

Böylece konu yapılan işten çıkıyor, kişisel bir tartışmaya dönüşüyor.

Artık kimin haklı olduğunu konuşmuyoruz.

Kimin kime ne söylediğini konuşuyoruz.

Kimin daha fazla kırıldığına bakıyoruz.

Kimin geçmişte ne hata yaptığını ortaya çıkarıyoruz.

Sonunda ortada çözülmesi gereken mesele kalmıyor.

Sadece birbirine karşı savunmaya geçmiş iki insan kalıyor.

İnsan neden savunmaya geçiyor?

Çünkü kabul etmek her zaman kolay değil.

“Evet, burada hata yaptım.” diyebilmek ciddi bir olgunluk gerektiriyor.

Çünkü bu cümleyi kurduğumuzda egomuzu biraz kenara bırakmamız gerekiyor.

İnsan bazen hatasını kabul ederse küçüleceğini düşünüyor.

Oysa tam tersine, hatasını kabul edebilen insanın kişiliği daha fazla güçleniyor.

Hiç hata yapmamak mümkün değil.

Her kararı doğru vermek mümkün değil.

Her söylediğimiz sözün yerinde olması da mümkün değil.

Bazen yanlış anlaşılırız.

Bazen yanlış anlarız.

Bazen gereğinden fazla tepki veririz.

Bazen de gerçekten hata yaparız.

Önemli olan bütün bunların bizi nasıl bir insana dönüştürdüğüdür.

Bir insanın yaptığı hata, onun tamamı değildir.

Bir insan kötü bir karar verebilir ama kötü bir insan olmayabilir.

Bir insan bir konuda başarısız olabilir ama hayatının tamamında başarısız değildir.

Bir insan yanlış konuşabilir ama bu onun bütün söylediklerinin yanlış olduğu anlamına gelmez.

Bunu kendimize hatırlatamadığımız zaman, en küçük eleştiriyi bile kişiliğimize yapılmış bir saldırı gibi görüyoruz.

Her uyarının........

© Yeni Ankara