menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Doğan Avcıoğlu ve Türkiye Çalışanlar Partisi girişimi

17 0
27.01.2026

Yıldırım Koç yazdı…

www.yildirimkoc.com.tr

Yön Dergisi’nin ilk sayısı 20 Aralık 1961 tarihinde yayımlandı. Yön’ün 27 Aralık 1961 tarihli ikinci sayısında, Türkiye Çalışanlar Partisi adıyla bir partinin kurulma çalışmalarından söz ediliyordu. Doğan Avcıoğlu, 13 Şubat 1961 tarihinde kurulan Türkiye İşçi Partisi’nin sendikacıların yönetiminde başarısızlıkla boğuştuğu birinci döneminde (Mehmet Ali Aybar’ın 9 Şubat 1962 günü genel başkanlığı kabulüyle başlayan ikinci dönem öncesinde), Ankara’da bir işçi partisinin kurulması çalışmalarında yer aldı. Böylece, Yön Dergisi, Türkiye Çalışanlar Partisi ve bu projenin sonlanması sonrasında 18 Aralık 1962 tarihinde kurulacak olan Sosyalist Kültür Derneği, bir bütünlük oluşturacak ve iktidara yürüme sürecinde işçiler arasında kitle tabanı ve aydın desteği sağlayacaktı.

13 Şubat 1961 tarihinde İstanbul’da Türkiye İşçi Partisi’ni kuranlar, Türk-İş’e bağlı İstanbul İşçi Sendikaları Birliği’nde örgütlü bazı sendikaların yöneticileriydi. Türk-İş genel merkezi ile İstanbul İşçi Sendikaları Birliği arasında bir rekabet ve uyumsuzluk vardı. Nitekim, İstanbul İşçi Sendikaları Birliği 1962 yılında lağvedilerek yerine Türk-İş İstanbul 1. Bölge Temsilciliği kuruldu.

Türk-İş’in genel merkez yöneticileri, İstanbul sendikacılarının yönettiği TİP’in karşısında bir işçi partisi kurma eğilimindeydi. Türk-İş yönetim kadrolarının bu eğilimi ile Doğan Avcıoğlu’nun işçiler arasında etkili olma çabaları örtüştü ve ortaya Türkiye Çalışanlar Partisi girişimi çıktı. Yön Bildirisi’ni bazı sendika yöneticilerinin imzalamış olması, Doğan Avcıoğlu’nu umutlandırmış olmalıdır.

1961 yılı sonundan itibaren gündeme getirilen Türkiye Çalışanlar Partisi projesi, TİP’in başına (TKP üyeleri) Mehmet Ali Aybar, Behice Boran, Sadun Aren ve Nihat Sargın’ın geçmesiyle Türk-İş yöneticileri tarafından önce savsaklandı, sonra sona erdirildi. İstanbul İşçi Sendikaları Birliği yöneticilerinin yönettiği TİP’i dengelemek için Türk-İş yöneticilerinin yönettiği bir işçi partisine ihtiyaç vardı. TİP’in yönetiminin değişmesiyle birlikte bu ihtiyaç ortadan kalktı.

İstanbul İşçi Sendikaları Birliği 1948 yılında kuruldu. Birlik, daha sonraki yıllarda diğer bölgelerde birliklerin ve federasyonların kurulmasında öncülük etti, bir konfederasyonun yokluğunda fiilen bu rolü üstlendi. 1952 yılında Türk-İş’in kurulmasında da önemli bir rol oynadı. Ancak daha sonraki yıllarda, İstanbul İşçi Sendikaları Birliği ile üyesi bulunduğu Türk-İş arasında belirli bir rekabet yaşandı.

13 Şubat 1961 tarihinde İstanbul İşçi Sendikaları Birliği’ne bağlı bazı sendikaların genel başkanları Türkiye İşçi Partisi’ni kurdular. Türk-İş’in 1957-1960 dönemi genel başkanı Nuri Beşer ve 1960 yılında genel başkan seçilen Seyfi Demirsoy, kendilerine önerilmesine karşın, TİP kurucusu olmadılar. Genel Sekreter Halil Tunç, TİP’in kurulmasından 10 gün kadar önce, kurulacak partiyle hiçbir ilişkilerinin olmayacağını açıkladı. TİP, işçilerden ve aydınlardan kopuk bir sendikacılar partisi olarak doğdu ve 9 Şubat 1962 tarihinde M.A.Aybar’ın genel başkanlığa getirilmesine kadarki dönemde başarısız kaldı. Bu arada, 31 Aralık 1961 tarihinde, Türkiye tarihinin o zamana kadarki en büyük işçi mitingi olan Saraçhane Mitingi, İstanbul İşçi Sendikaları Birliği tarafından düzenlendi. Yön’ün ilk sayısı 20 Aralık 1961 günü yayımlandı. Türkiye Çalışanlar Partisi tartışmaları da Yön’ün 27 Aralık 1961 günlü sayısında yer aldı.

İstanbul İşçi Sendikaları Birliği’nin TİP girişiminin başarısız kaldığı ve ancak Saraçhane Mitinginin başarılı olduğu günlerde, Türk-İş Genel Başkanı Seyfi Demirsoy yeni bir parti kurma girişimini gündeme getirdi. Bu süreçte, Seyfi Demirsoy’un özellikle Yön çevresiyle, Doğan Avcıoğlu ve Mümtaz Soysal ile yakın ilişkileri vardı. Sadun Aren de Yön bildirisini imzalamıştı ve kurulacak parti çalışmalarına katılıyordu.

Türk-İş’in parti kurma girişimi Yön‘de ilk olarak “Çalışanların Partisi” başlıklı imzasız bir yazıyla (27.12.1961) tartışmaya açıldı. Bu yazıda özellikle önemli olan bölüm, TİP’in yaptığı hataya düşülmemesi ve aydınlarla yakın ilişki kurulması uyarısıydı:

“Genel seçimler ve partilerin işçi liderler ile işçi meselelerine karşı tutumları eninde sonunda bir İşçi Partisi kurmak zorunluğunu ortaya çıkardı. Gerçekten, seçimlere katılan partilerden hiçbiri işçi adaylarına listelerinde pek yer vermedi. Yeni Meclislerde eski meclislerdekinden çok daha az sayıda işçi milletvekili vardır. Kaderlerini bu partilere bağlayan işçiler ve onları bu yolda yürümeğe sevk eden liderler, işçi menfaatlerini ön plana alacak bir parti kurulmadıkça diğer partilerin işçi menfaatlerini ve haklarını istendiği şekilde ele almayacaklarını son seçimlerde iyice anladı.

“Daha Anayasa uyarınca kurulması gereken birtakım kurullara ait kanun tekliflerinin sözü edilmezken, çeşitli menfaat gruplarının kendi çıkarları için yeni yeni kanun tekliflerini Meclis’e getirmeğe başladıkları görüldü. Mecliste, kollektif akit mecburiyeti, Sendikalar Kanunu, İş Kanunu ve grev serbestisi ile ilgili birtakım konulara kimse ilişmek istemiyordu…

“Pasif de olsa mukavemet hareketleri, sakal grevi, açlık grevi, sessiz yürüyüş şeklinde yavaş yavaş kendini göstermeye başladı. İşçi hareketleri artık şuur kazanıyordu.

“Bu şartlar altında, uzun yıllar işçiye beklemesini tavsiye etmiş olan işçi liderlerinin işçi sınıfına karşı daha fazla hareketsiz kalması beklenemezdi.

“Hele Türkiye İşçi Partisi’nin başkansız ve teşkilatsız ve sözde bir teşkilat olarak kalmasından sonra, bu partiyi kurmuş olanlarla fikir birliği yapamayan bazı liderler Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Seyfi Demirsoy’un başkanlığında Sosyal Güvenlik Partisi adında yeni bir parti kurmak için çalışmalara başladı. Seyfi Demirsoy’un sendikacılıkta tecrübeli ve işçi liderleri arasında ciddi olarak tanındığını bilenler, kendisinin Türk-İş Başkanı olması dolayısıyla işçi üzerindeki manevi nüfuzunu da hesaba katarak partinin kısa zamanda kurulacağını umuyorlar…

“Sosyal Güvenlik Partisinin kurulduktan sonra yaşayıp yaşayamayacağını elbette zaman gösterecektir. Fakat gerek Türkiye İşçi Partisinin, gerekse ondan önceki işçi partilerinin kuruluşundaki hatalar tekrarlanacak olursa, Sosyal Güvenlik Partisinin de kısa zamanda yok olup gideceğini şimdiden söylemek pekala mümkündür. Sosyal Güvenlik Partisi kurucuları ile işçi liderlerinin büyük bir kısmı işçi olarak düşünmeyi ve işçi olarak hareket etmeyi bilmemektedir. Bunlar işçi hareketinin gayesi ve hedefleri ile metotları hakkında tam bir bilgiye sahip değildir. Bu yüzden de bütün düşündükleri sendikacılık alanında faaliyetlerini politika alanına aktarmaktan ibarettir. Yani kurulacak olan Sosyal Güvenlik Partisi sendikaların isteyip de bir türlü elde edemedikleri grev, kollektif akit, İş Kanununun kapsamının genişletilmesi gibi birtakım isteklerini bu kere sendikalar yerine bu parti kanalı ile duyurmaya çalışacaklardır. Parti kurucuları işsizliğin neden ileri geldiğini, grev, kollektif akit gibi işçi haklarının neden bir türlü kabul edilmediğini araştırıp ona göre hal çareleri bulmayı, mücadele yollarının ve metotlarının neler olması gerektiğini ciddi olarak incelemek lüzumunu duymamaktadır.

“Böylece, belki bir kısım işçilerin üye olacakları bir parti kurulacak, fakat bu parti işçi menfaatlerinin korunması ve yeni hakların elde edilmesi, işçilerin bugünkü şikayet konularını ortadan kaldıracak bir düzenin kurulması yolunda adım atamayacak bir teşkilat olmaktan ileri gidemeyecektir. Bizde sendikalar da, şekilde kalan teşkilatlardır. Üye sendikasına karşı, sendika da üyesine karşı ödevlerini tam olarak yerine getirmez. Sosyal mücadele sendikaların ele almadıkları bir konudur. Sosyal Güvenlik Partisi de sendikalar gibi hareket ederse, faydasız bir teşkilat haline gelecektir. Bunun için işçi liderlerinin çok dikkatli olmaları, işçi haklarının ve sosyal güvenliğin yalnız işçilerden değil, fakat işçi dostu aydınlarla işbirliği yapacak aydınları ve bütün emekçileri içine alan bir parti tarafından savunulabileceği unutulmamalıdır. Çünkü ancak aydınlarla işbirliği halinde partiyi bir fikri temel ve fikir düzeni üstüne kurmak mümkündür ki, bunlar olmadıkça herhangi bir partinin uzun zaman yaşaması, diğer partilerden gelecek çeşitli tertiplere karşı koyabilmesi ve başarısızlıklara dayanması imkansızdır. İşçi Partisi, ilk adımda fikir işçilerini de saflarında toplamaya ve sempatilerini kazanmaya çalışmalıdır.” (Yön, 27.12.1961;18)

Yön‘ün 31 Aralık 1961 günü İstanbul İşçi Sendikaları Birliği tarafından düzenlenen Saraçhane Mitinginin değerlendirildiği yazısının sonunda şöyle deniliyordu:

“Şimdi işçi liderlerinin önünde çok önemli bir mesele vardır: İstanbul’da yapılan ve yurdun çeşitli merkezlerinden sayısız sendika temsilcilerinin ve işçi gruplarının katıldığı ve başarılı sayılabilecek bu ilk toplu hareketten sonra, bu ayın ilk yarısında toplanacak olan Türk-İş Temsilciler Meclisinde işçi hareketinin yollarını iyice seçmek gerekmektedir.

“Aksi takdirde, bu çeşit mitingler birbirini kovalayacak, fakat yine de işçi hakları elde edilemeyecektir. Bu konuda işçi liderlerine ve Temsilciler Meclisine katılacak üyelere düşen büyük ödev budur. İşçilere yetkili hükümet adamları gibi yıllardan beri itidal ve sabır tavsiye eden liderler, bu tutumlarının fayda sağlamadığını artık görmüşlerdir. Bunlar işçi arasındaki itibarlarını zedelememek için büyük ümitlerle bağlandıkları partilerden de yavaş yavaş çekilmeğe başlamışlardır. Mesela, resmen açıklanmamış olmakla beraber Türk-İş Başkanı Seyfi Demirsoy ve Tekstil ve Örme Sanayii İşçileri Sendikası Başkanı Bahir Ersoy CHP’den çekildiklerini partinin bağlı bulundukları ocaklarına bildirmişlerdir. Bu hareket her iki lider için de işçilik şuurunun gelişmesi bakımından şüphesiz kendi lehlerinedir. Fakat asıl mesele liderlerin bundan sonra, işçi hareketine iyi bir yön çizip, bu yolda çalışmaları ve korkusuzca mücadele ederek, işçinin önünde olduklarını göstermek ve ona örnek olmaktır.” (Yön, 3.1.1962;4-5)

Mehmet Ali Aybar, bu süreçte Şevket Süreyya Aydemir’in çok aktif olduğunu ileri sürüyordu: “Gerçekten de Şevket Süreyya Aydemir, TİP’i yok varsayan başyazılar kaleme alıyor, Çalışanlar Partisi’nin bir an önce kurulmasını istiyordu. (Vatan,6/9 Haziran 1962)” (Mehmet Ali Aybar, TİP Tarihi, C.1, BDS Yay., İstanbul, 1988;220)

1962 yılı Ocak ayının ilk günlerinde, kurulması düşünülen partinin genel başkanlığı için Orhan Tuna’nın adı geçmeye başladı: “Partilerden ümidi kesen sendika liderleri, esasen çoktan beri parti kurmak hususunda kararlıdır. Partiye, işçilerden başka, aydınların geniş ölçüde katılması sağlanacak. Başkanlığa büyük bir ihtimalle Profesör Orhan Tuna getirilecek. Parti, sosyal ve iktisadi alanda reformları ve yapıcı bir devletçilik anlayışını savunacak, yeni siyasi teşekkülün ismi Sosyal Güvenlik Partisi olacak. Fakat bu ismi beğenmeyip, Çalışanlar Partisi, İşçi ve Köylü Partisi isimlerini ileri sürenler de var.” (Yön, 10.1.1962, s.8)

Türk-İş’in yetkili organlarında bir parti kurma konusundaki ilk ciddi tartışma 15 Ocak 1962 günü başlayan Mümessiller Heyeti toplantısında yapıldı.

Türk-İş Ana Tüzüğüne göre (M.11), Mümessiller Heyeti, Konfederasyon’a bağlı birlik, federasyon ve sendika başkanlarından oluşuyor ve normal olarak yılda bir defa toplanıyordu. Mümessiller Heyeti tavsiyelerde bulunabiliyor ve belirli koşulların yerine gelmesi durumunda, genel kurulun olağanüstü olarak toplanmasına karar verebiliyordu.

Türk-İş İcra Heyeti tarafından 15 Ocak 1962 günü başlayan Mümessiller Heyeti toplantısına sunulan raporda siyasal partilerin sendikacıları basamak yapmalarından yakınılıyordu: “Teessürle arz etmek mecburiyetindeyiz ki, şimdiye kadar olduğu gibi, işçi arkadaşlarımız ve sendika liderleri seçimlerde basamak yapılmış; isimleri etrafında siyasi partilerce geniş yayınlar ve yankılar yapılan işçi adayları adeta seçilmemesinin temini için listelerin sonuna doğru itilmiştir.” (Türk-İş, Mümessiller Heyeti Tutanakları, 1962;21,Çoğaltma).

Türk-İş Genel Başkanı Seyfi Demirsoy, Mümessiller Heyeti toplantısı açış konuşmasında şunları belirtti:

“Memleketimizde 15 Ekim 1961’de yapılan milletvekili ve senatör seçimlerinin neticeleri hepimizce malum olmakla beraber, bir noktaya tekrar dikkatinizi çekmek isterim. 620’ye yakın üyesi bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde işçi olarak sadece 2 değerli arkadaşımız bulunmaktadır. Siyasi partilerimiz; Milli Birlik Komitesince teşekkül ettirilen Kurucu Meclis’e tarafımızdan gönderilen temsilci miktarı kadar dahi azanın girmemesinde ittifak etmişler ve hatta direnmişlerdir. Bu hal bizi üzmekle beraber, bizlerin bir siyasi fikir, daha açık bir tabirle, yeni bir siyasi parti etrafında toplanmamızın gerektiği hakikatini gösterme yönünden bugünkü siyasi parti idarecilerine teşekkür etmeyi gerektirmektedir.” (Türk-İş,1962;2)

Tartışmalar sırasında söz alan Ziya Hepbir, işçilerin bir işçi partisinde birleşmelerini savundu; ancak bu konudaki 41. madde engeline dikkati çekti. Tüzüğün 41. maddesi şöyleydi: “Türk-İş kademelerinde vazife almış olan sendikacılar, siyasi parti seçimlerinde, dini ve ticari gayeler için, Türk-İş’teki unvan ve salahiyetlerini kullanamazlar, aynı zamanda siyasi teşekküllerde vazife alamazlar ve unvanlarını propaganda vasıtası yapamazlar, Yaptıkları takdirde Konfederasyon’daki vazifelerinden müstafi sayılırlar.” Z.Hepbir, 13 Şubat 1961 tarihinde Türkiye İşçi Partisi’ni kuran İstanbul İşçi Sendikaları Birliği üyesi sendikaların yöneticilerinin Konfederasyon Ana Tüzüğünün 41. maddesi hükmünü ihlal ettiğini ve bu nedenle Konfederasyon’daki görevlerinin düşmesi gerektiğini de belirterek, şunları söyledi:

“Türk-İş Ana Nizamnamesinin 41. maddesine göre Türk-İş kademelerinde vazife almış olan sendikacılar siyasi seçimlerde Türk-İş’teki unvanını ve salahiyetlerini kullanamazlar. Aynı zamanda siyasi teşekküllerde vazife alamazlar ve unvanlarını propaganda mevzuu yapamazlar. Bunu yaparlarsa Konfederasyondaki vazifelerinden müstafi sayılırlar. Genel kurulda bu madde vazedildi ve yemin ettik. İşçi arkadaşların hak ve menfaatlerinden başka bir şey düşünmeyecek, dedik. İstanbul’da İşçi Sendikaları Birliği Genel Kurulu toplandı. Bu üçüncü maddeyi tekrar ele aldık ve arkadaşlar anlayış göstererek ayrıldılar. Bunu Konfederasyon’a da ilettik. Konfederasyon İdare Heyeti toplandı. 41. maddeyi Danıştay’a sordular. Şurayı Devlet, vatandaşla hükümet arasında çıkan ihtilafları kotarmaya bakar. Yoksa, birinci tefsir mercii değildir. Fakat hangi düşünce ile sordular, bilmiyoruz. Danıştay vazifesi olmadığını bildirdiler. Biz Konfederasyon’a, İstanbul’daki hadiseler malum, ne oluyoruz, diye sorduk. Konfederasyon, 41. maddenin tatbikini sağlayacağız, dediler. Bugün burada maalesef 41. maddenin tatbik edilmediğini gördük. Arkadaşlar, idareciler Ana Nizamnameyi çiğnerler, İcra Heyeti de bunları idare ederse, hepimiz ne olur, dedikten sonra, Yeni İstanbul Gazetesini protesto ederek cevap verdik.” (Türk-İş,1962;39)

Tutanaklarda bundan sonra konuşmalar özetlenmiştir.

Ziya Hepbir, “Demokratik sosyalizmi anlatarak övdü. Komünizmi lanetledi. Partilere çattı ve işçinin bir işçi partisi çatısı altında toplanmasının elzem olduğunu belirtti. 41. maddenin ölü madde olarak ilan edilmesini istedi.”

Ethem Ezgü de işçilerin tek bir parti çatısı altında toplanmasını savundu; “seçimlerin neticelerinden bahsederek, kendisi de dahil olmak üzere politikacıların pisliklerinin kurbanı olduklarını beyanla, bundan böyle tek bir parti çatısı altında toplanmanın lüzumunu anlattı. (…) Parlamentoda işçinin temsilcisinin çoğalmasını istedi.” (Türk-İş,1962;43)

Mehmet Alpdündar da benzer görüşler ileri sürdü; “partilerin, politika bezirganlarının işçiye karşı seçimlerde tutumunu ve seçimden sonraki tutumlarını anlattı. İşçinin kendi kendini kurtarması için ne lazımsa onu yapmanın elzem olduğunu beyan etti.” (Türk-İş,1962;43)

Bu tartışmalardan sonra bu konularda bir önerge verildi. Tutanakta bu gelişme şöyle anlatılmaktadır:

“Divana verilen 72 imzalı takrir okundu. Takrirde, mevcut siyasi partilerden tamamıyla ümidini kesen işçi........

© Veryansın TV