Küresel Eğitim Rekabetinde Türkiye ve Türk Dünyası
Bugünkü köşemi, eğitime ömrünü adamış, akademik birikimi ve sahadaki tecrübesiyle büyük saygı duyduğum Turan Balabilge Akademisi Başkanı, Doç. Dr. Şamil Sadık hocanın son derece kıymetli görüşlerine ayırıyorum. Yalnızca bir akademisyen değil; eğitimi aynı zamanda stratejik, kültürel ve jeopolitik bir mesele olarak ele alan vizyoner bir bilim insanı olan Şamil Sadık Hoca’nın değerlendirmeleri, Türk dünyasının geleceği açısından üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken önemli bir yol haritası sunmaktadır. Ayrıca değerli kardeşim Mirkan Aydın ile birlikte Azerbaycan’da hayata geçirdikleri örnek okul ve özgün eğitim sistemi de, ilerleyen yazılarımda müstakil bir başlık altında ayrıntılı biçimde ele alacağım.
Küreselleşme çağında eğitimin artık yalnızca okul ve üniversite duvarlarıyla sınırlı bir alan olmadığı açıkça görülmektedir. Eğitim, günümüzde devletlerin ekonomik, kültürel ve ideolojik etki alanlarını genişletmek için kullandıkları en güçlü araçlardan birine dönüşmüştür. Bu nedenle modern eğitim sistemlerini yalnızca pedagojik bir mesele olarak değil, aynı zamanda bir yumuşak güç ve jeopolitik etki unsuru olarak ele almak zorundayız.
Dünya ölçeğinde Cambridge, International Baccalaureate (IB), Pearson ve Advanced Placement (AP) gibi sistemler yalnızca birer öğretim programı değildir. Bunlar; merkezî müfredata sahip, uluslararası geçerliliği olan sınav ve ölçme-değerlendirme sistemleriyle desteklenen, lisanslama ve akreditasyon temelli sürdürülebilir yapılar hâline gelmiş küresel eğitim markalarıdır. Bu modeller aracılığıyla yalnızca akademik bilgi aktarılmamakta; aynı zamanda belirli bir dil, bir değerler sistemi ve bir dünya görüşü de küresel ölçekte yaygınlaştırılmaktadır.
Bu noktada kaçınılmaz bir soru ortaya çıkmaktadır: Neden hâlâ........
