"Çabuk bana Prenses Maria’yı çağırın!.."
Kâbus, işin sonuna gelmenin keyfiyle her şeyle alâkadar oluyor, emirler yağdırıyordu. Kartal yuvası gibi odasından avazı çıktığı kadar bağırdı!
Süleyman Çelebi, sevgili Peygamberimizin muhabbetiyle tutuşmuş, yanmış, kavrulmuştu. Gözü başka bir şey görmüyor, kulağı başka bir şey duymuyordu. Hep o… Yalnız o…
Kâbus, işin sonuna gelmenin keyfiyle her şeyle alâkadar oluyor, emirler yağdırıyordu. Kartal yuvası gibi odasından avazı çıktığı kadar bağırdı;
- Çabuk bana Prenses Maria’yı çağırın!
Ses, camları sarsarak yankılandı. Kapı önünde bekleyen hizmetçilerden biri temenna ederek selâmladı.
- Emriniz olur efendim.
Deyip, geri geri çekilirken Maria da gülerek içeri girdi.
- Ben de zaten yanınıza geliyordum muhterem pederim. Bir alt kattayken sesinizi duydum. Bekletmeyeyim diye de hızlandım.
Derinden nefes alıp veren Maria heyecanlanıyordu. Yalnız kalan baba-kız, yarınki muhteşem halk şölenini konuştular. Bütün ahaliye haber........
