menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tekno-bilgi çağında istihbarat

31 0
03.05.2026

“Geçmiş asla ölmüş değildir; geçmiş, geçmiş bile değildir” diyordu Amerikalı romancı William Faulkner. Çocukluğu, 20. yüzyılın ilk yarısı boyunca pamuk örtüsüyle kaplı olan Mississippi’de geçmiştir. Benim çocukluğumun geçtiği 20. yüzyılın ikinci yarısının karsız, ama kârlı beyaz örtüyle kaplı Adana’sı gibi…

21. yüzyılın ikinci çeyrek asrına adım attığımız şimdilerde, geçmiş-gelecek mazi-istikbal bağını derinlemesine kavrayıp ona göre bir yol haritası belirlememizi gerektirecek üst evreye ulaştığımız kanısındayım.

Tam da bu yüzden geçmiş; birey bazında, aile bazında ve giderek devletler/ülkeler bazında hiç olmadığı kadar önemlidir artık. Gelecek kaygımız, teknolojik evrimin son çeyrek asırda önü alınamaz biçimde hızlanmasına paralel olarak arttığı için geçmişe her zamankinden daha dikkatle bakmalıyız şimdi.

Geçmiş ile gelecek arasında ise tarih boyunca olduğu gibi bugün de en önemli köprü, malum ‘yazı’dır. Bununla birlikte yazının da artık geleneksel medya mecralarından sosyal medya mecralarına doğru derinliği, genişliği artarak ancak bütünlüğü bozularak yayıldığını müşahede ediyoruz. İşte bu noktada belki de konvansiyonel medya kuşağının son yazar ve okur üyeleri olarak bizim nesle, X Kuşağı’na herkesten fazla vazife düşüyor.

‘TEKNO-MEDYA, TEKNO İSTİHBARAT, TEKNO-SANAT’

Teknolojik evrim özellikle üç alanda karşı konulamaz değişimler meydana getirmekte gecikmedi: Bu alanlar medya, istihbarat ve sanattır. Bir ‘tekno-medya, tekno-istihbarat ve tekno-sanat’ çağındayız dersek mübalağa etmiş olmayız.

Geçmiş ile gelecek köprüsünü kuran bu üç alan; çok yönlü bir teknolojik istila; küresel pandemiye dönüşmüş güçlü, yayılmacı bir salgınla karşıyadır. Her üç alanda çalışmış bir yazı insanı olarak bu salgını mümkün olduğunca olay, olgu ve........

© Türkiye