Gezi: Demokrasi adına demokrasiye isyan
Gezi isyanlarının yıl dönümünde, bu hadiseyi yeniden soğukkanlı biçimde değerlendirmekte fayda var. Gezi, bazılarınca, “demokrasi mücadelesi”, “özgürlük hareketi” veya “sivil toplumun itirazı” olarak takdim edilmektedir. Bu yorum, meselenin en temel noktasını gözden kaçırmaktadır. Gezi, esas itibarıyla, demokratik usullerle işbaşına gelmiş seçilmiş otoritenin, insan haklarıyla doğrudan alakalı olmayan bir konuda karar alma ve bu kararı uygulama hakkına ve yetkisine karşı gelişmiş bir isyan hareketidir.
Hadise, 2013 Mayıs sonunda Taksim Gezi Parkı’nda yapılması planlanan düzenleme ve Topçu Kışlası’nın yeniden inşası projesi etrafında başlamış, daha sonra kısa sürede ülke çapında hükûmet karşıtı gösterilere dönüşmüştür. İlk bakışta mesele “park mı olsun, kışla mı yapılsın?” sorusuyla ilgili gibi görünmektedir; fakat, demokratik teori bakımından, asıl soru şudur: Böyle bir konuda son kararı kim verecektir?
Bir parkın aynen korunması, yeniden düzenlenmesi veya başka bir kamusal projeye konu edilmesi elbette tartışılabilir. Vatandaşlar görüşlerini açıklayabilir, kampanya yapabilir, dava açabilir, belediye meclisleri üzerinde baskı kurabilir, seçimlerde tercihlerini değiştirebilir. Bunların tamamı meşru, demokratik yollardır. Ancak, insan haklarının açık ve doğrudan........
