Bütün suçu başkalarında düşünüyoruz ama...
Geçen bir öğretmenin anlattığı küçük bir anekdot aklımda kaldı. Uzaktan eğitimin yapıldığı günlerde birinci sınıf öğrencisine soruyor öğretmen:
“Evladım, neden ödevini yapmadın?”
Çocuğun cevabı düşündürücü:
“Öğretmenim, vakit bulamadım.”
Aslında bu söz sadece bir çocuğun bahanesi değil; modern insanlığın ortak feryadı… Kimse vakit bulamıyor. Herkesin bir koşturması, bir aceleciliği, bir yetişememe hâli var. Aileye, dostluğa, kendimize ayıracak zamanımızın kalmadığından yakınıyoruz; sonra da bütün suçun zamanda ya da başkalarında olduğunu düşünüyoruz.
Oysa mesele çoğu zaman “zamanın azlığı” değil “zamanla kurduğumuz ilişki”nin bozukluğu… Hayatımın zor dönemlerinden birinde, yıllar önce bir hocam bana şöyle demişti:
“Namazını aksatma ve ibnü’l-vakt olmaya dikkat et!” İlk duyduğumda anlamamıştım. Tasavvuf ehlinin bu derin kavramı zihnimde ancak yıllar sonra yerine oturdu: İbnü’l-vakt, yani vaktin çocuğu olmak…
Ne geçmişin yüküyle ezilmek ne de geleceğin kaygısına saplanıp kalmak. Sadece içinde bulunduğun anı hakkıyla yaşamak. Bugün anlıyorum ki, bu söz bir nasihat değil; modern hayatın karmaşasına karşı verilmiş bir reçeteymiş. Tasavvufta zaman, insanın üzerine yürüyen bir nehir değildir; insanın işleyip anlam kazandırdığı bir emanettir. Bu yüzden tasavvuf büyükleri talebelerini ibnü’l-vakt olmaya yönlendirir. Çünkü insan anın kıymetini bilince hayatın yükü hafifler. Geçmişin pişmanlığı, geleceğin belirsizliği değil; bugünün fırsatı önem kazanır.
Bugün modern psikolojinin “mindfulness” dediği şey, aslında asırlardır tasavvufta........





















Toi Staff
Sabine Sterk
Gideon Levy
Waka Ikeda
Tarik Cyril Amar
Mark Travers Ph.d
Grant Arthur Gochin