menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

CUMAYA GİTTİM DÖNECEĞİM

10 0
24.04.2026

Aceleyle çıktığı bürosunun kapısına,

“Cuma’ya gittim. Döneceğim.”

yazısını özenle astı Avukat Enes Can.

O gün Cuma namazını Çamlıca Tepesi’ndeki yeni camide kılmaya niyet etmişti.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın da Çamlıca Camii’nde olacağını duymuştu sosyal medyadan.

“Kimbilir, belki görme, hatta elini öpme şansı da bulabilirim,” diye geçirdi aklından.

İstanbul trafiği her zamanki gibi yoğundu.

Trafiğin bir an önce çözülmesi için içinden sürekli “Yâ Hayyu yâ Kayyum” duasını tekrarlıyordu.

Tahmininden önce ulaştı görkemli yapıya.

“Bu dua her zaman işe yarıyor,” diye geçirdi aklından.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın teşrifleri nedeniyle olsa gerek, cami çoktan dolmuştu.

Son model spor arabasını caminin kapalı otoparkına park edip asansörle yukarı çıktı.

Sosyal medya hesabından konum bildiriminde bulunup telefonunu sessize aldı.

Kapıdan içeri girerken gözleri sağ elindeki, bir hafta önce neredeyse bir servet ödeyerek aldığı rugan ayakkabılarına takıldı.

“Keşke bugün bunları giymeseymişim,” diye geçirdi aklından.

Anahtarlı dolaplar çoktan dolmuştu.

Olası bir hırsızlığa karşı “Yâ Kayyûmu felâ” ismi şerifini üç kere tekrarladı içinden

ve ayakkabıların üzerine hafifçe üfledi.

Sonra boş raflardan birinin en dip kısmına bıraktı ayakkabılarını.

Cami girişinde birkaç saniye durup ön saflarda boş yer olup olmadığını kontrol etti.

Olduğu yere oturmaya karar vermişti ki çoraplarında bir ıslaklık hissetti.

Bir mümin kardeşi (!) abdest aldıktan sonra

ayaklarını kurulamadan çıplak ayaklarıyla basmış olmalıydı oraya.

“Hay ben senin yapacağın ibadetin…”

diye geçirdi aklından ama sonunu getirmedi cümlenin.

Sol ön safta başka bir yer ilişti gözüne.

Oraya oturdu ama aklı ıslanmış çoraplarında kalmıştı.

“Umarım mantar bulaşmaz,” dedi kendi kendine.

Sonra aklına, sol ceket cebinde, kalbinin üzerinde taşıdığı “vefk-i şerif” geldi.

Biraz olsun rahatlamıştı.

Zira âlimlerin tavsiyesiyle her sabah evden çıkmadan

“vefk-i şerif”i bir bardak suya 41 kez okuyup nefes ettikten sonra

bu suyu içiyor ve bunun onu her türlü bulaşıcı hastalıktan koruduğuna inanıyordu.

Huşu içinde kıldı namazını…

Dört rekât sünnet, hutbe, iki rekât farz, dört rekât son sünnet, dört rekât zuhr-i âhir ve arkasından iki rekât vaktin son sünneti.

“Esselâmü aleyküm ve rahmetullah, esselâmü aleyküm ve rahmetullah…”

Sağında ve solunda bulunan melekleri selamladı ama oturduğu yerden kalkmadı.

Boynu bir yana bükük, ellerini biraz mahcup, biraz suçlu bir şekilde açtı Yaradan’a ve şu şekilde dua etti:

“Allah’ım, yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dilerim. Sen beni cennetinle ödüllendir.

Ben hiçbir zaman kendi nefsim için senden bir şey istemedim.

Her ne yaptıysam senin dinin yeryüzünde hâkim olsun diye yaptım.

O sınavda çalınmış sorular bana, kâfirlerle yaptığımız savaşta galip gelebilmemiz için verilmişti.

Beni ve devlet büyüklerimizi affet. Günahlarımızı bağışla…”

Aynı dakikalarda en ön safta bir başka kişi de benzer bir duayı farklı gerekçelerle yapmakta idi:

“Allah’ım; sen her şeyi bilen, her şeyi görensin…

O gün ikna olmamıştım ama öyle söylemem gerekiyordu.

Zira çalınan o soruların, senin dinin yeryüzünde muzaffer olsun diye çalındığını sanıyordum. Aldatılmışım. Beni affet.”

Ve yine o anlarda; gözlerden uzak başka bir camide,

dalgalı gür saçlarına ak düşmüş, kalın kaşlı bir adam da yalvarıyordu Yaradan’a:

“Allah’ım; sana her şey ayandır ve senin adaletinden sual olunmaz.

O gün her şeyi bilen ve ikna oldum diyen,

bugün beni günah keçisi ilan edenleri affetme…

Cehenneminde birlikte yanalım…”

Onlar ibadetlerini yerine getirmiş,

dualarını etmiş olmanın huzuru içinde camiden ayrılırken,

İstanbul huysuz, huzursuz, isyankâr birine daha ev sahipliği yapıyordu…

O, Enes Can’ın en iyi arkadaşıydı.

Lisede yan yana otururlardı.

Birçok sınavda ona kopya vermiş, birçok dersi geçmesinde yardımcı olmuştu.

Kendisinin Eğitim Fakültesi’ni kazandığı üniversite sınavında

onun nasıl olup da Hukuk Fakültesi’ni kazandığını hiç anlayamamıştı Ahmet.

Okulunu birincilikle bitirmiş ama KPSS sınavında aldığı puan yetmemişti atanmasına.

Asgari ücretle bir iki işte çalışmış ama bu işler onun bunalıma girmesine engel olamamıştı.

Eskiden Cuma namazlarına birlikte giderlerdi Enes Can ile

namazı niyazı bırakmış;

kutsal bilinen tüm değerlere küfreden,

cehennemlik bir kütük olmuştu…


© Turkish Forum