menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Fitneye karşı...

68 0
31.10.2026

7-8 Temmuz tarihleri arasında Türkiye, NATO tarihinin en kritik toplantılarından birine ev sahipliği yaptı.

Başkentimiz, üye devletlerin başkanlarının, bakanların ve diplomatlarının yanı sıra çok sayıda davetli lideri ağırladı.

“NATO 3.0” olarak ifade edilen yeni dönemin ilk adımları ülkemizden atıldı. 

İttifakın inşa etmeyi hedeflediği yeni güvenlik mimarisinin temelleri Ankara’da şekillendi.

Zirve öncesi meseleyi Ankara merkezli değerlendirip Türkiye’nin önündeki fırsatları görenler, ülkemizin haklı tezlerini uluslararası alanda savunan stratejik iradesini bir kez daha ortaya koymasını bekledi.

NATO’yu güvenlik ihtiyaçlarının ve savunma zaruretlerinin doğurduğu bir ittifak olarak görenler, Türkiye için bu yapının ne bir biat senedi ne de kayıtsız şartsız boyun eğilecek bir emir komuta merkezi olduğunu vurguladı.

Türkiye’nin ittifak içindeki konumunu kendi milli çıkarları doğrultusunda değerlendirmesini yalnızca ülkemiz adına değil, bütün dünyanın huzuruna katkı sunacak kararların alınması amacıyla istedi.

Peki, bu düşüncelerin tam karşısında duranlar ne yaptı?

NATO Zirvesi’nin stratejik anlamını gölgelemek için farklı yollar denendi.

Kimi alınan güvenlik önlemlerini aşırı buldu, “İki günlük zirve için Ankaralıların hayatı neden askıya alınıyor” diye sordu.

Kimi........

© Türkgün