VİCDANI ÇIPLAK
İslamcı olduğunu iddia eden ve aslında İslam’ın temel değerlerinden uzak, faşist geçici Suriye hükümeti, Halep’te camileri, okulları, hastaneleri, sivil evleri ve hizmet kurumlarını hedef aldı. Kürtler, Halep’in eski sakinleridir ve yerleşim tarihleri Selahaddin Eyyubi dönemine kadar uzanır. Son üç gün içinde 200 bine yakın Kürt, zorla mülteci durumuna düşürüldü. Dinci/faşist hükümet, Yasin Hastanesine sığınan sivilleri ve özellikle de Osman Hastanesi’ni terk etmeyen İdari Müdür Adnan Osman ile yeğeni Eczacı Ali Osman’ı, başlarını keserek infaz etti. En son bir kadın savaşçıya ait cansız bedeni binadan atarak tekbir çekerek tüm savaş ahlakını ayaklar altına aldılar. Aynı faşist yönetim, Suriye’nin Kuneyra şehrinde dikilen İsrail bayrağına ve işgal edilen Golan Tepeleri’ne, Süveyda’nın kaybına tepki göstermezken, Kürtlere karşı cihat ilan etmiştir. Basına yansıdığı kadarıyla, İsrailli askerler, bu aralar Golan Tepeleri’nde kayak yapmanın keyfini sürüyorlar. Lağımdan çıkan fare ne kadar çirkinse, bunların zihniyeti fareden daha aşağılık ve alçaktırlar. Gazze’ye yönelik neyi gayri ahlaki buluyorlarsa, fırsatları elde ettiklerinde aynısını yapmaktan geri durmadılar.
Gelelim Kürtlerin hastalığına. Öncelikle Kürtler, diliyle diniyle barışık onurlu bir halktır. Ne halkların kardeşidir, ne de ümmetin eşeğidir. Bu iki görüşü temsil edenler, kokuşmuş nehrin farklı tarafında yer alanlardır. Kürtlere dar bir ideoloji dayatmak yanlıştır. Çünkü Kürtler, muhafazakârından sekülerine, Alevi, Ezidi, Şii, Yaresani ve Kakaisi gibi birçok farklı kimlikten oluşan, kozmopolit bir yapıya sahiptir. Dünya üzerindeki diğer medeni ulusların sahip olduğu kültürel, sanatsal ve hukuksal hakların tamamına sahip olmayı, ne bir eksik ne de fazla, Kürtler de hak etmektedir. Ancak ne yazık ki, Kürtler hem Müslüman ülkeler tarafından hem de kendi yöneticileri tarafından halen denek tahtası olarak görülmektedir. Dünyayı kurtarma adına hayalperest fikirler öne sürenler, komünizm, sosyalizm, ümmetçilik gibi zamanını doldurmuş ideolojileri savunanlar, ya derin bir uykudalar ya da bilinçli olarak hedef saptırmaya çalışmaktadırlar. Ortadoğu’da, ulusal hakları bir yana daha anadil hakkını elde edememişken, faydasız gündemlerle meşgul haldeler.
Özellikle geline son on beş yılda her yönüyle sınıfta kalan dört yılda bir........
