KALO AMCA
İnsan büyüdükçe çocukluk anılarını daha da net hatırlar. Yedi yaşındaydım. Sokakta çerçöple oynuyordum. Yüz on beş yaşına varan Kalo Türkmen kapıdan belirdi. Belindeki çakıyı çıkartıp biz çocuklara doğrulttu. Beni takip ederseniz size kılam (Dengbêj șiiri) söyleyeceğim, dedi. Korku ve merak içinde yaz sıcağında usulca peșine takıldık. Bizi köyün mezarlığına götürdü. Eliyle toprağı işaret etti, elindeki çakıyı toprağa sapladı. Ölümüm gecikti, mezarımı kazın, bende burada oturup size kılam söyleyeceğim, dedi. Kazı için önceden bıraktığı sapı kırık kazmayla, çivisi gevşemiş kürekle işaret ettiği yeri kazmaya başladık. Yedi sekiz kişiydik. Söz verdiği gibi en yanık sesiyle bize art arda nice güzel kılamlarını söylemeye başladı. Bizde canhıraş toprağı kazıyorduk. Üst başımız toz toprak içinde kalmış, tutmayı beceremediğimiz kazma kürek sapıyla sürekli birileri ya darbe alıyor ya da sırt üstü düşüp yaralanıyordu. Birazcık gevşesek, aramızda konuşsak, tembelliğe yatsak Kalo amca ordu komutanı gibi bize komut verirdi. Epey zaman sonra yorgun bitkin düşünce: Apê Kalo ev gora besê te nîne dediğimde kılam........
