MANİSA SOHBETLERİ-4: ALLAH'A YARDIM EDİLİR Mİ?
MANİSA SOHBETLERİ:4
ALLAH’A YARDIM EDİLİR Mİ?
DOSTLUK BAŞKA BİR ŞEY
Yakın zamanda kaybettiğimiz Yılmaz Sevim beye rahmet dileyerek başladı konuşmasına. Keza daha önce bu meclislere katılanları, eskileri hatırlamak gerekiyor diyor ve ekliyor; vadesi gelip aramızdan ayrılan Sami Aksoy, Hacı Rahmi ağabey, Bülent Koşmaz, Yaşar Uğur (Yüncü Yaşar), Kemal hocam, Hayri Köroğlu, Akile hanım. Hepsine rahmet dilediler, biz de tabii ki.
Allah sıralı ölüm versin. Ölüm hayatın bir gerçeği diye başladı. Aslında Hz. Mevlana’nın ifadesiyle “Düğün Günü–Şebi Arus” dediği ölüm günü geldiğimiz yere dönüyoruz. Dünyayı çok sevdiğimiz için kaybetmek veya kayıp olarak görüyoruz; hayatını kaybetmek gibi. İnsanı mutlu eden şey, dostluk. Deniz leş barındırmaz, derler. Bir şekilde yok eder. Çok şükür, bu topluluk şu kadar zaman içerisinde kanıtlanmış oldu ki içimizde fitneci, fesatçı, kötü niyetli, başkasının iyiliğini istemeyen insan yok. Dolayısıyla bu çok büyük bir nimet. Birbirimizin kıymetini bilmemiz gerekiyor.
Başkan Kenan hoca bana teşekkür etti ama esas ben ona teşekkür ederim. Bu sohbete geliyorsunuz; sizin dinlemeye, benim de dinleyene ihtiyacım var. Dolayısıyla hiçbir güzellik tek başına gerçekleşmez. Şunu da ifade edeyim ki konuşmacıyı iyi konuşturan sadece dinleyicinin samimiyetidir. Dinleyici samimi değilse siz istediğiniz kadar inci saçın ağzınızdan, o sözler keyif de vermez fayda da üretmez. Allah resulünün en önemli dostları sahabîlerdi[1] ve bu insanlar samimi insanlardı. Birbirlerini seviyorlardı ve hep bir dostluk duygusu içindeydiler.
MANİSA'NIN BEREKETİ
Ben her ortamda dile getiriyorum; Manisa özellikle benim için bereketli bir yer. Kendimi burada buldum. Şunu tam bir açıklıkla ifade edeyim; tam 22 yıl sizlerle ev sohbetleri yaparak Kur’an-ı Kerim’i baştan sona tefsir ettik, tercüme ettik. Kur’an-ı Kerim’in iniş süresi 23 yıldır. Kaldı ki o 23 yıl kameri (ay) yılıdır. Normalde güneş takvimine göre 21 yıldır. Ay takviminde her 33 yılda aylar tam bir tur dolandığı için. Vahiy süresi 22 yıl 2 ay. Bu süreç içinde çok güzel sohbetler ve çok güzel günler yaşadık. Daha sonra o birlikteliklerle, onun bereketiyle bir meal ortaya çıktı. Sizlerin sorularınız hatta bakışlarınızla; bakışlar inanın insanda doğuş sağlıyor. Bir güzeli seversiniz, göz yanılabilir; gönlünüz sever ama o sevdiğiniz insan sizin gönlünüzü yorabilir. Olmuyor mu; canımız kadar sevdiğimiz evlatlarımız bazen gönlümüzü yormuyorlar mı? Ama dostlar ruhuyla severse, ruhlar birbirini yoğurur ve bende sen, sende ben gibi birliktelik olur. Ben bizim böyle bir duygu ile bir araya geldiğimizi, bu manada da emsali az bir grup olduğumuzu düşünüyorum. Bu birlikteliği korumak gerekiyor. Sabah 06.00’da iniyorum Manisa’ya. Dokuza kadar bir yerde eyleniyorum. Hocam biz gelip alalım diyenleri de kabul etmiyorum. Sabahın o saatinde kalkıp gelmesine, yorulmasına gönlüm razı olmuyor. Bazen kendime soruyorum, artık yaşın yetmiş oldu, biraz yavaşla desem de sizleri görünce o kaygılar ortadan kalkıveriyor. Sonuç itibariyle şu manzarayı görünce her şey siliniyor. Allah onun bereketini manevi anlamda da veriyor.
NE KONUŞALIM… ALLAH’A YARDIM EDİLİR Mİ?
Aklıma bir ayet geldi. Ayeti duyunca şaşıracaksınız ama şöyle diyor “Allah’a yardım edin. Allah'a yardım ederseniz, Allah da size yardım eder.”(Muhammed 47/7) Tam şekli; “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız), O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.” (Diyanet İşleri Başkanlığı Meali) Devamı da var. Mealen; “Allah’a yardım ederseniz Allah sizi yaşadığınız topraklarda, bir ağacın kökleri gibi derinleştirerek korur, sabit kılar ve oraya bağlarız” Yani ebedi olarak o topraklarda kök salar kalırsınız.
Şimdi Allah’a yardım etmek ne demek? Bu önemli bir konu. Haşa Allah yemekten de yardımdan da münezzeh[2] yüce bir varlık.
Şu kıssa çok hoşuma gider. Hz. Mevlana’nın Mesnevi’si geniş anlamda ve şiir dilinde bir Kur’an-ı Kerim tefsiri olarak da kabul edilir, ki özü itibariyle öyledir. Orada geçen bu kıssa samimiyetin ve gönül dilinin önemini vurgulayan tasavvufî bir öğreti olarak bilinir. Hz. Musa (as) Sina dağında, vahiy almaya giderken bir tane çoban görmüş. Hava soğuktur. Çoban ellerini açmış dua ediyor. Allah’ım neredesin. Hava çok da soğuk; üşümüşsündür, sana çorap öreyim, sana çorap giydireyim, sana hırka giydireyim. Allah’ım acıkmışsındır; sıcak çorba ikram edeyim. Musa peygamber bunu duyunca, “Sen ne dediğinin farkında mısın, utanmaz, Allah acıkır mı, üşür mü” deyince; bu sefer “Vay ben dinden çıktım, büyük hata ettim” diye ağlaya ağlaya, bağıra bağıra kaçmaya başlıyor.
Bunun üzerine Cebrail bir vahiy getiriyor; “Ey Musa, biz seni sevenleri buluşturmak üzere mi gönderdik, sevenleri birbirinden ayırmak için mi?” Çobanın sevgisi böyle. Kendi neye ihtiyaç duyuyorsa, neden rahatsız olduysa haşa, Allah’a da öyle anlatmaya çalışıyor. Tabii ki burada kullanılan ifade ve cümleler Kur’an’da bire bir aynen böyle geçmez. Bu daha çok tasavvufî veya edebî bir yorumdur. Ancak Kur’an’da Hz. Musa’nın gönderiliş amacıyla ilgili ayetler, anlam bakımından yakın bir çerçeve çiziyor.
AYKIRILAR / AYKIRIKLIKLAR
O bakımdan bir hadisi kudside Yüce Allah[3] “Ben kulumu zannıyla; yani, kulum beni nasıl tasavvur ederse, onun kalbine öyle tecelli ederim” diyor. Şimdi, aura diyorlar, frekans diyorlar. Ama hepsi aynı şeyi; bu hadisi anlatıyor. Ve Mevlana’nın sözü de öyle; “Sen düşünceden ibaretsin, cancağızım. Gül düşünürsen gülistan[4] olursun, diken düşünürsen, bir fırıncıya odun.” Zihni temizlemek, gönlü temizlemek, zihin ve gönül temizlendiği zaman da sahibi o haneye geliyor. Hane mamur olmadan, sahibi haneye girmiyor. Yere göğe sığmayan Allah, bir müminin gönlüne sığıyor. Ve Allah Teâlâ gönle tecelli ettikten sonra, zaten her şeyin kaynağı O oluyor, güzellik anlamında.
Şimdi tekrar dönüyorum, Allah’a yardım etmek ne demek. Sevgili dostlar, önce şunu söyleyeyim. Dokuz Eylül’de (eski üniversitem) 25 yıl çalıştım. Orada belli zihniyetteki insanlar kendi görevlerini yapıyorlar. Birisi, her dersimi kayda aldırıyor, sosyal medyada sizi rezil etmek için, başını sonunu kesiyor, “İşte sapık hoca, Kuran dersinde filan…” diyerek yalan ve yanlış ifadelerle iftira atıyor. O konuda epeyce başım ağrıdı. Gün geldi Eskişehir’e tayin oldum. Onlardan kurtuldum diye seviniyordum. Orada da aynısı zuhur etti. O da bir cemaat mensubu, “zındıktı, kâfirdi” gibi ithamlar. Şunu düşündüm: Allah’a çok şükretmem lazım. Çünkü Eskişehir’de karşılaştığım o zat, İzmir’dekinden daha beceriksiz. Bir yerde bir güzellik varsa, bunun zıddı da olacak. Dikensiz gül bahçesi yok. Felsefeciler buna paradoks[5] diyorlar. Bir şeyin mutlaka zıddı olmak durumunda. Hayatın her anını asude[6], dertsiz tasasız geçirdiğin zaman insanın ruhu da ölüyor (duyarsızlaşıyor), zihni de ölüyor, hiçbir aşama sağlanamıyor.
IRAK İŞGAL EDİLDİ
Yıllar önce Eğitim merkezindeyim, Manisa’da. 1991, burada hocayım. Ali Gülfidan hocam geldi. “Üstat çok kötü, çok kötü bir şey oldu.” “Ne oldu?” dedim. Amerika Irak’ı işgal etti. “Ali ağabey........
