Kazım Karabekir hakkında bir değerlendirme
Türk Kurtuluş Savaşı’nı yürüten lider kadroyu A Takımı olarak tanımlamak mümkündür. Bunlar Atatürk, İnönü, Çakmak, Karabekir, Cebesoy, Orbay ve Bele’dir. 7 kişilik bu kadro 1876-1884 yılları arasında doğmuş olup, bunları 1880 kuşağı olarak tanımlamak mümkündür. İlginç ya da – Karabekir’in kızı Timsal Karabekir’in deyimiyle- ilahi bir tesadüfle, devlet/imparatorluk dağılırken, II. Abdülhamit’in iktidarının ilk yıllarında doğan bu kuşak Türk Kurtuluş Savaşı’nı yürütüp vatanı kurtardı ve yeni bir devlet kurdu.
Birinci Dünya Savaşı’nda birçok cephede yararlılıklar gösteren Karabekir, Kurtuluş Savaşı’nın ilk askeri başarısını Doğu Cephesi’nde kazandığı için “Şark Fatihi” olarak anılmaktadır. Karabekir de Cebesoy gibi paşa çocuğudur. Babası, Mehmet Emin Paşa’dır ve Karaman’lıdır. Ailesinin kökleri Selçuklu Türklerine kadar gitmektedir.
Karabekir’in Mondros sonrasında Anadolu’ya geçişi Atatürk’ten bir ay kadar öncedir (Nisan 1919). Kurtuluşun artık İstanbul’da değil, Anadolu’da olduğuna inanıyordu. Atatürk’ün 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkması üzerine, Karabekir’le temas kurdu ve Amasya Genelgesi’ne ilişkin kararların alındığı sürece Erzurum’dan destek verdi. Atatürk de 3 Temmuz 1919’da yanında Rauf Orbay ile birlikte Erzurum’a geldi. Takip eden günlerde İstanbul Hükümeti ve Padişah Vahdettin’in İstanbul’a geri dönme talebini Atatürk reddetti. Bunun üzerine İstanbul Hükümeti, Atatürk’ü müfettişlik görevinden aldı, O da askerlik mesleğinden istifa etti. Anadolu’ya geçmesinin üzerinden sadece 50 gün geçmişti ve artık O bir sivildi, memuriyeti sona ermişti. İşte bu noktada Kazım Karabekir, maiyeti ile birlikte Atatürk’ün yanına gelerek “Kumandamda bulunan zabitan ve efradın hürmet ve tazimlerini arza geldim. Siz bundan evvel olduğu gibi bundan böyle de bizim muhterem kumandanımızsınız. Kolordu kumandanına mahsus araba ile maiyetinize birtakım süvari getirdim. Hepimiz emrinizdeyiz Paşam” dedi. Bu, Türk Kurtuluş Savaşı’nın en önemli kırılma anlarından biriydi. Karabekir’in kızı Timsal Karabekir, kendisiyle yaptığımız görüşmede Türk Kurtuluş Savaşı’ndaki bu kritik ana dikkat çekerken “Padişahım çok yaşa” diye eğitim alan bu Paşaların, Padişah’a meydan okur hale gelmelerindeki değişime dikkat çekti. Bu, sadece Padişah’a değil İngilizlere de meydan okumaktı.
Türk Kurtuluş Savaşı’nın sonuna kadar Doğu Cephesinde görevini sürdüren Karabekir, 15 Ekim 1922’de Ankara’ya geldi. Bu, aktif olarak siyasete yöneldiği bir dönem oldu. Komutan kimliğinin önüne milletvekili kimliği geçti. Bu tarihe kadar görevli-izinli durumundaydı. TBMM’de yer almasını takip eden günlerde zaferden pay almaya çalışan ve Türk Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkarak düşmanla işbirliği yapan Saltanat makamı kaldırıldı. Karabekir de Orbay ile birlikte Saltanatın kaldırılmasını destekleyenler arasında yer aldı.
Lozan Konferansında Türkiye’yi kimin temsil edeceği konusunda yapılan tartışmalar çerçevesinde ismi dile getirilenler arasında İnönü’nün yanı sıra Karabekir, Orbay, Cebesoy, Fethi Okyar ve Yusuf Kemal Tengirşenk de vardı. Atatürk’ün tercihi İnönü’den yana oldu. Bu süreçte Atatürk ile arkadaşları Orbay, Cebesoy, Karabekir ve Bele’nin arasındaki mesafenin yavaş yavaş açılmaya başladığı görülmektedir. Orbay’ın Mondros’un rövanşı olarak Lozan’a gidemeyişi, kendisinde bir küskünlük yarattı.
İnönü’nün Lozan’a gönderilmesi ve aylar süren müzakere maratonu döneminde Atatürk’ün yurt gezilerinde yanında iki isim dikkat çekmektedir: Bunlardan biri Karabekir, diğeri Çakmak’tır. Çakmak’ın ordunun başında olması ve bunun pek değişme ihtimalinin olmaması nedeniyle ortada bulunan en önemli makam başbakanlıktı. Atatürk’ün TBMM Devleti’nin fiili başkanı olarak Meclis başkanı olması, sonrasında başbakanlık en önemli makam haline gelmekteydi. Atatürk’le yakın olmaları nedeniyle Karabekir, o dönemde başbakanlığı kendi adına hayal etmiş olmalıdır. Nitekim yurt gezilerinin ardından 17 Şubat 1923’te İzmir’de........
