menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yılı yeni yapan, eski yıllardır!

36 1
previous day

Diğer

30 Aralık 2025

Yeni yıl sizlere, ülkeye, ne bileyim, dünyaya da “umutlar”la gelsin. Hasret, acılar, endişeler, kayıplar, bitmez de, azalıp çoğu gitsin…

Böyle dileklerle başladım ama acaba “şükretmek” de mi gerekir?

Daha ziyade kocası, eski kocası, nişanlısı, sözlüsü, peşindeki tarafından bir yılda öldürülen veya ölümü meçhul olan 300 kadar kadından biri olmadığınız için; cinnetlerde veya “benden sonra onlar da yaşamasın” diyen babaların katlettiği minikler sizden olmadığı için mesela…

İşyerlerinde, işinde gücünde “iş kazası” denen cinayetlerde hayatını kaybetmemiş 2 binden fazla işçi; düşen, üstüne bir şey düşen, yanan, boğulan 2 binden fazla erkek, kadın, çocuk işçi olmadığınız, olmadığımız için…

“Çarpıçı isimler”e operasyon yapılırken, memleketi sarmış uyuşturucu ağlarının en dibinde bir sokak köşesinde uyuşturucudan, kimyasallardan ötürü kendi bedenine kıvrılıp ölenlerden olmadığınız, o gençlerin, çocukların arasında sizinkiler bulunmadığı için…

Okulda aç, evde bilaç, hayatın acımasızlıklarını, adaletsizliklerini, derin eşitsizliklerini daha küçücük yaşta yaşayıp tükenmemiş çocuklar, tabii öyleyse, sizin evlatlarınız olmadığı için...

O gün veya o akşam, bir pazar yerinde, bir konteyner gölgesinde çöpleri karıştırmak zorunda kalıp artıklarla doymak, doyurmak isteyen kadınlardan biri (eğer öyleyse) siz olmadığınız için…

Bir sözünde, bir eleştirisinde, bir itirazında sabah erkenden evi basılan, çocukları, ailesi önünde “alınıp içeri atılanlar”dan olmadığınız için…

Bir yılı daha hayatta, ayakta, sık kederle olsa bile, yine de öyle böyle neşelerle kapatıp yenisine geçebildiğiniz için…

“Şükretmek” mi gerekir? Yoksa başınıza gelse de gelmese de neredeyse her birinde, sizin de içiniz yandığı, “başka acılar” size de acı verdiği, her felaketin aslında çok yakınınızda dolaşıp durmasını izlemek zorunda kaldığınız için, “yeni yıl umudu”nun tek kişilik olamayacağını idrakle silkinmek mi?

Neredeyse çeyrek asırdır yanılan, yanıltan, tahakküm eden bir iktidarın, yarattığı her sorunda bile, arada onlarla mücadele edermiş gibi olurken bile, kendini sürekli “doğru, iyi, haklı, adil” görmesindeki ceberut pişkinliğin daha ne kadar süreceğini düşüne düşüne!

Hala oturamadık yerimize. Yerleşemedik. Birbirimizi komşu, arkadaş, dost, kardeş edinemedik. "Dört nala gelip uzak Asya'dan", bir bin yıl sonra dahi, "bir kısrak başı gibi uzanan" bu yurdu ya kendimize yurt belleyemedik yahut başkasının da yurdu sayamadık. Ya bizim zindanımızdı ya başkasına zindan ettik.

Yurdundan kaçırılmış, kaçmış da kefenini kuşanıp bile dönememiş Nazım'ı onca yıl içinde ve onca yıl sonra biraz sayıklamış çocuklar da terk etmek istiyor burasını. Ve hiç anlayamadan onun muhtemel yarasını, başkaları ona "terktir git" demek için sıralanıyor.

Muhtemelen o çocuk da başka bir çocuğun burada okuyamayışını, doyamayışını, aç karnına aşağılanmak yerine azıcık karnını doyurup gurbetlerde belki de aşağılanmaya koşuşunu pek........

© T24