Diğer

Konuk Yazar

23 Mart 2024

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in "Hiçbir bakanlığa personel noktasında emekli olanların harici personel alımına izin vermiyoruz" şeklindeki açıklaması kamuda çalışmak için hazırlık yapanlar arasında büyük yankı uyandırdı. Elbette bu açıklama uygulanmakta olan daraltıcı maliye politikasının bir parçası olarak yorumlanabilir. Ancak bize göre konu bu kadar dar bir pencereden değerlendirilecek bir konu olmaktan daha büyüktür.

O halde gelin şimdi meseleyi enflasyonla mücadele kapsamındaki makroekonomi çerçevesinden çıkartıp eğitim sistemi, istihdam politikası, kamuya girişte liyakat sorunu ve diğer bazı açılardan ele alarak yeniden değerlendirelim.

Özellikle son 20 yılda yürütülen "her ile bir üniversite" kampanyasının bugün ülkeyi getirdiği nokta belki de şu anda tartıştığımız istihdam sorununun kaynağını oluşturmaktadır. Etrafımız diplomalı işsizlerle doldu. Öyle ki pazarcılık yapan üniversite mezunundan tutun inşaatta çalışanına… Etrafta sıkça görür olduk. Sakın yanlış anlaşılmasın, bu meslekler elbette çok kıymetlidir fakat konumuz bu değil. Konumuz hükümetin olmayan ya da çalışmayan istihdam politikası!

Öte yandan milli eğitimin de süreç içinde bazı standartlardan ne kadar uzaklaştığı yine hepimizin malumu olsa gerek. Özel okul sayısındaki artışla birlikte varlıklı kesimin çocukları daha iyi bir eğitim alırken ve en azından bir yabancı dil öğrenirken düşük gelir grubunda yer alan ailelerin çocukları kalabalık sınıflarda daha niteliksiz bir eğitim almaya devam ettiler. Ayrıca her okulda farklı kitaplardan farklı müfredatların okutulması serbest bırakılınca eğitimdeki fırsat eşitsizliğinin yanına bir de standarttan uzaklaşan, ne olduğu belli olmayan bir eğitim sistemi! eklenmiş oldu. Sürekli sistem değişikliğine gidildi. Öyle ki neredeyse hiçbir öğrenci başladığı eğitim sistemiyle okulu bitiremez oldu. Sınavlar eklendi, sınavlar kaldırıldı, sınavların içerikleri değiştirildi vs. Eminim ki birçoğunuz artık hangi öğrencinin hangi sınava girdiğini artık takip etmeyi bıraktı. Hiç haksız değilsiniz. Teşbih yapacağım müsaadenizle, şayet bu dönem boyunca Milli Eğitim Bakanlığı yerine bir Milli Eğitimi Bozma Bakanlığı kurulsaydı eğitim sistemini sanırım ancak bu kadar bozabilirdi.

Hükümetin kamuya alımlar konusunda bir makro planının olmaması, hangi kamusal ihtiyaçlar için hangi pozisyonlara yıllar itibariyle ortalama kaç personelin gerekli olduğuna dair bir hesaplamanın yapılmamış olması, kariyer hedefi oluşturmak isteyen gençleri bir yılgınlığa, bir umutsuzluğa, bir çaresizliğe sevk etmektedir. Dahası bazı gençler için durum o kadar ümitsizdir ki artık ülke içinde bir istikbal göremedikleri için memleketi terk etmeyi düşünmektedirler.

Özellikle seçim öncesi yapılan yüksek hacimli alımlar, mülakat belirsizliği, 2023 yılında yapılan Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) sonuçlarıyla gerçekleşecek olan öğretmen atama takviminin hâlâ açıklanmamış olması yönetimin ne kadar rastgele kararlar aldığını ispatlar niteliktedir. Açılan üniversiteler mezunlarına elbette kamuda bir iş garantisi vermez. Ancak bir örnekle durumu açıklamak gerekirse; eğitim fakültesinden mezun olanlar siz de takdir edersiniz ki öğretmenlik mesleğini icra etmek durumundadır. Peki, Türkiye'de her yıl KPSS'ye giren yaklaşık 500 bin eğitim fakültesi mezunu şayet kamuda istihdam edilmeyecekse ve özel eğitim kurumlarında da iş bulamayacaklarsa devletin üniversite planlaması ve istihdam politikası açısından bir sorun olduğunu söylemek herhalde yanlış olmayacaktır.

Kamuda kariyer planlaması yapan üniversite mezunlarının hayal kırıklıklarından biri de özellikle öğretmen atamaları için Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in yaptığı mülakat açıklaması oldu. Tekin, önceki bakanı ve Cumhurbaşkanını tekzip edercesine öğretmenliğe girişte uygulanan mülakatın kapsamının değiştirileceğini ve yüzde 50 oranında etkili olacağını söyledi. Ne var ki kamuoyundan gelen yoğun tepkilerin ardından konuyu yeniden değerlendireceklerini açıkladı. Ancak bu değerlendirme sınavın üzerinden 7 ay geçmesine rağmen henüz yapılabilmiş değil. Öte yandan A grubu meslekler olarak bilinen hakimlik, kaymakamlık, müfettişlik, denetmenlik gibi mesleklere girişte yıllardır uygulanan mülakat, liyakat konusunu zaten sürekli tartışma gündeminde tutmaktaydı. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in son açıklaması da üniversite mezunları arasında kamuya alımlarda liyakatın değil öznel değerlendirmelerin ve halk deyimiyle torpilin etkili olduğuna dair inancı pekiştirdi.

Konunun esasına tekrar dönersek tam burada Bakan Şimşek ve nezdinde tüm hükümet üyelerine bazı soruları sormanın yerinde olacağını düşünüyorum:

Soru 1) Kamuya alımlarda bir makro istihdam programınız var mı?

Soru 2) "Kamuya alımları durdurduk, sadece Sağlık Bakanlığı bu kapsamın dışında" şeklindeki açıklamanızı detaylandıracak mısınız? Örneğin A grubu memur alımları (müfettişlik, hakimlik, kaymakamlık vb) olacak mı? Yoksa emekli olmak dışında ihtiyaç hasıl olsa bile adliyelere yeni hakim ataması yapılmayacak mı?

Soru 3) 2023 yılında yapılan Kamu Personeli Seçme Sınavından (KPSS) aldıkları puan ile hâlâ atanmayı bekleyen öğretmenler için de bu açıklamanız geçerli midir? Sayın Bakan bu sorunun muhatabı Milli Eğitim Bakanı, ben değilim diyebilir. Fakat tam 7 aydır atama takviminin açıklanmasını bekleyen öğretmenler ne yazık ki Milli Eğitim Bakanına ulaşamıyorlar. Acaba bu durumun sebebi de kamuya alımlarla ilgili sizin yaptığınız son açıklama mı?

Soru 4) "Sadece emekli olanların yerine personel alımı yapacağız" derken bu açıklamanın hangi tarihe kadar geçerli olacağını ve yeni personel alımlarına ne zaman başlanacağını açıklayabilir misiniz?

Soru 5) Sadece emekli olanların yerine personel alımı yapacağınıza göre kamuya alımlarda giriş sınavı olarak yapılan KPSS yine önceki takvimine göre mi yapılacak? Yani öğretmenlik ve A grubu alımları için her yıl, B grubu memurluklar için yine iki yılda bir yapılmaya devam edecek mi?

Yukarıdaki soruların cevaplarının olması sorunu ortadan kaldırmayacaktır. Ancak yine de kamuoyu ve özellikle kamuda çalışmak adaylar soruların cevaplarını ivedilikle beklemektedir. Liseden itibaren günümüz dünyasında ihtiyaç duyulan ve gelecek projeksiyonlarında geçerli olacak meslek tanımlarına uygun bir eğitim planlamasının olmadığını üzülerek görmekteyiz. Ekonomi biliminde yapısal işsizlik olarak ifade edilen bu sorunun çözümü de kısa vadede pek mümkün görünmüyor. Dileriz gelecek nesiller daha öngörülebilir bir ortamda, kendilerini güvende hissettikleri meslek tercihleri yapabilirler.

Mehmet Gürer kimdir?

Mehmet Gürer Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun oldu. Yüksek lisansını tamamladığı Marmara Üniversitesi'nde “Türk Kültürü ve Muhasebe Hileleri” adlı doktora tezi çalışması devam ediyor.

17 yıldır KPSS başta olmak üzere sınava hazırlık sektöründe öğretmenlik ve yöneticilik yapan Mehmet Gürer, bankalar ve belediyeler başta olmak üzere çeşitli kurumlarda da eğitimler vermektedir.

Halen Pegem Eğitim Kurumları'nda yöneticilik ve eğitmenlik yapmaktadır.

KPSS'den daha düşük puan alan biri mülakat jürisinin sübjektif kanaatiyle mülakattan daha yüksek puan alarak öne geçebilir ve atanabilir. Bu uygulamanın toplumdaki adaletsizlik duygusunu daha da derinleştireceği kesin. Kamuoyundaki beklenti mülakatın tümüyle kaldırılması yönündedir

Dileğimiz; geleceğin inşasında bir numaralı unsur olan beşeri sermayenin niteliğini artırmanın öncelikli yolunun eğitim olduğunu bir an önce idrak ederek hem öğretmenlik mesleğinin onuruna yaraşır bir sistemin hayata geçirilmesi hem de eğitim fakültesini bitirerek ya da formasyon alarak görev bekleyen öğretmenlerin bir an önce bu kadrolara yerleştirilmesidir.

ALES ne yazık ki zaman içinde muhakeme ve analiz yapma yeteneğini ölçen bir sınav olma özelliğinden çıkarak daha çok bilgi ölçen bir sınava doğru evrilmiştir

© Tüm hakları saklıdır.

QOSHE - Kamuya alımlar durdu mu? - Mehmet Gürer
menu_open
Columnists Actual . Favourites . Archive
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Kamuya alımlar durdu mu?

13 2
23.03.2024

Diğer

Konuk Yazar

23 Mart 2024

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in "Hiçbir bakanlığa personel noktasında emekli olanların harici personel alımına izin vermiyoruz" şeklindeki açıklaması kamuda çalışmak için hazırlık yapanlar arasında büyük yankı uyandırdı. Elbette bu açıklama uygulanmakta olan daraltıcı maliye politikasının bir parçası olarak yorumlanabilir. Ancak bize göre konu bu kadar dar bir pencereden değerlendirilecek bir konu olmaktan daha büyüktür.

O halde gelin şimdi meseleyi enflasyonla mücadele kapsamındaki makroekonomi çerçevesinden çıkartıp eğitim sistemi, istihdam politikası, kamuya girişte liyakat sorunu ve diğer bazı açılardan ele alarak yeniden değerlendirelim.

Özellikle son 20 yılda yürütülen "her ile bir üniversite" kampanyasının bugün ülkeyi getirdiği nokta belki de şu anda tartıştığımız istihdam sorununun kaynağını oluşturmaktadır. Etrafımız diplomalı işsizlerle doldu. Öyle ki pazarcılık yapan üniversite mezunundan tutun inşaatta çalışanına… Etrafta sıkça görür olduk. Sakın yanlış anlaşılmasın, bu meslekler elbette çok kıymetlidir fakat konumuz bu değil. Konumuz hükümetin olmayan ya da çalışmayan istihdam politikası!

Öte yandan milli eğitimin de süreç içinde bazı standartlardan ne kadar uzaklaştığı yine hepimizin malumu olsa gerek. Özel okul sayısındaki artışla birlikte varlıklı kesimin çocukları daha iyi bir eğitim alırken ve en azından bir yabancı dil öğrenirken düşük gelir grubunda yer alan ailelerin çocukları kalabalık sınıflarda daha niteliksiz bir eğitim almaya devam ettiler. Ayrıca her okulda farklı kitaplardan farklı müfredatların okutulması serbest bırakılınca eğitimdeki fırsat eşitsizliğinin yanına bir de standarttan uzaklaşan, ne olduğu belli olmayan bir eğitim sistemi! eklenmiş oldu. Sürekli sistem değişikliğine gidildi. Öyle ki neredeyse hiçbir öğrenci başladığı eğitim sistemiyle okulu bitiremez oldu. Sınavlar eklendi, sınavlar kaldırıldı, sınavların içerikleri değiştirildi vs. Eminim ki birçoğunuz artık hangi öğrencinin hangi sınava girdiğini artık takip etmeyi bıraktı. Hiç haksız değilsiniz. Teşbih yapacağım müsaadenizle, şayet bu dönem boyunca Milli Eğitim Bakanlığı yerine bir Milli Eğitimi Bozma Bakanlığı kurulsaydı eğitim sistemini sanırım ancak bu kadar bozabilirdi.

Hükümetin kamuya alımlar konusunda bir makro planının olmaması, hangi kamusal ihtiyaçlar için hangi pozisyonlara yıllar itibariyle ortalama kaç personelin gerekli olduğuna dair bir hesaplamanın yapılmamış olması, kariyer hedefi oluşturmak isteyen gençleri bir yılgınlığa, bir umutsuzluğa, bir çaresizliğe sevk etmektedir. Dahası bazı gençler için durum o........

© T24


Get it on Google Play