menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gülsüma Ana anlatıyor kızı Delila'yı...

24 1
saturday

Diğer

17 Ocak 2026

GÜNLÜĞÜMÜN SAYFALARI ARASINDAN - 6

Gece vakti günlüğün sayfaları arasında
dolaşıyorum yaşlı hatıralarla...

2013 yılı Mayıs ayı.

Uzaklardan, dağlardan doğru bir çığlık yankılanıyor:

“Yaşamak direnmektir!”

Delila’nın sesi bu:

“Berxwedan jiyane!”

Jipi süren gerilla:

“O bizim Delila’mız,
Kürtlerin Sezen’i...”

Gözlerimin önünde sıra sıra,
kat kat Kürdistan dağları uzanıyor.
Doruklar karlı, tepeler sis içinde.
Bu dağlar sanki büyülü dağlar!
Etraf o kadar güzel ki.
Yağmur çiseliyor.
Mutlak bir sessizliğin,
tuhaf bir yalnızlığın içinde
buluyorum kendimi.
“Yaşanan acılar yıllar boyu
binlerce genci bu dağlara çekti”

diyor jipi süren gerilla,
Bu dağlar, bu doğa bizim için
bir gerillacılık çağrısıdır.

2013 yılı Mayıs ayı.

PKK’nin çekilme sürecinin
başlangıcını izlemek için
Metina adını taşıyan
"savaş bölgeleri"ndeyim.
Türkiye-Irak sınırı çok yakın.
Gerilla yürüyüşüyle buradan
üç dört saatte ‘Kuzey’e geçileceğini,
dağların arkasında Çukurca’nın
bulunduğunu söyledikten sonra ekliyor:

“Kuzey, Kürdistan’ın Türkiye parçası,
Güney de Kürdistan’ın Irak tarafı
veya Ankara’nın deyişiyle Irak’ın kuzeyi…”

Dağ yolunda ağır ağır gidiyoruz.
Yazımı ve fotoğraflarımı
bir an önce geçebilmek için
cep telefonumda 3G’yi
yakalamak istiyorum.
Hiç beklemediğim bir ses patlıyor
jipin içinde. Yanık yanık
Kürtçe söyleyen hüzünlü bir kadın sesi.
Sıra dışı, tok, duru bir ses.
Aynı zamanda vakur, dimdik bir ses.
Umut da var, keder de var bu seste.
Çekiciliğini hiç yitirmeyecek düşlerin
titreşimleri hissediliyor bu kadın sesinde.

“Söyleyen kim?”

“O bizim Delila’mız,
Kürtlerin Sezen’i...”

Sesteki derin hüzün beni de hüzünlendiriyor.
Diyor ki:

“Delila bu dağlarda yaşayarak,
bu dağlarda hissederek söylediği için
bu kadar güzel söyleyebiliyor.”

“Şarkının adı ne?”

Şev Tari, Türkçesi Karanlık Gece

Karanlık bir gecede ateş gönüle vurmuş
Sabahın aydınlığında gözlerini kapatmış
Karanlık bir gecede ateş gönüle vurmuş
Ellerimi sardı bizden veda istedi
Sonbaharın kırkında bizi yalnız bıraktın
Ey arkadaş ey can
Yaralı aslan
Ey arkadaş ey can
Yaralı aslan
Eskiden yiğittin bugün ne hale düşmüşsün
Gözlerini kapatmış
Ölüm onu aramıyor
Gözlerini açıyor, etrafında gezdiriyor
Arıyor ama arkadaşlarını bulamıyor
Ey arkadaş ey can
Yaralı aslan
Eskiden yiğittin bugün ne hale düşmüşsün
Eskiden yiğittin bugün ne hale düşmüşsün

Sisli dağların arasında,
çiseleyen yağmur altında
Delila’yı bir daha, bir daha dinliyorum.
Her seferinde Şev Tari, Karanlık Gece
biraz daha kısalıyor.
Delila’nın isyanı ve acıyı şarkıya döken sesi
Kürdistan dağlarında çınlarken,
beni de iç dünyamda hüzünlü bir
yolculuğa çıkarıyor.
Bir ses bazen ağlatır.
Benim de gözlerim doluyor.

Gülsüma Ana,
başında beyaz yemenisi,
önüm sıra küçük küçük adımlarıyla
çabuk çabuk yürüyor.
Silvan’ın ara sokakları.
2013 yılı Ağustos ayı.
Ramazan Bayramı’nın ilk günü.
Sözü bana bırakmaya niyeti yok.
Heyecan içinde anlattıkça anlatıyor,
içini bir an önce dökmek ister gibi:

“Delila’nın sesi küçükken de çok güzeldi,
hep Sezen Aksu’nun şarkılarını söylerdi.
‘Şenay sanatçı olsun’ derdi ablam.
Bak, burası da Mescit Mahallesi.
Ben de, Delila da aynı evde,
şu küçük evde doğduk.”

Önünde bodur bir incir ağacı olan
beyaz badanalı, uçuk mavi boyalı iki katlı bir ev.
Akanyıldız sokağında.
Karşısında, Silvan’ın köklü ailelerinden
Azizoğlu’nun adını taşıyan bir konak.
Gülsüma Ana, küçük kızı Delila’yı
doğurduğu odayı gösteriyor:

“1982’nin Ocak ayının 2’si ya da 3’üydü.
Soğuk bir gündü.
Yengemin babası ölmüş, alt katta
taziye kurmuştuk.
Ben üst katta taziyeye gelenler için
yemek yapıyorum.
Yalnızım, hastayım.
Akşama doğru doğum sancıları başladı.
Ebe geldi.
Güzel bir kızdı, adını Şenay koyduk.”

Delila’nın doğduğu Mescit’e
terörist mahallesi dermiş polis.
1990’lı yılların başında en çok
faili meçhul cinayet bu mahallede işlenmiş…
Delila amcasını, kapı komşularını
faili meçhulde kaybeder.
Sekiz on yaşlarında bir çocuğun
silah sesleriyle büyümesi…
Daha o yaşlarda kan görmesi…
Ve ölümün acısını hissetmesi…

“İşte bütün bunlar, Delila’yı
daha çocukken devlete karşı
tepkili yapmaya başladı” diyor
Gülsüma Ana.
Bir kulağım hep onda:

“Hastaneye gittik, mahkemeye gittik,
devlet dairelerine gittik.
Aman Kürtçe konuşma dediler.
Hele polisin yanında
hiç konuşma dediler.
Böyle yaşadık.
Delila da hissetti bu baskıları…”

Delila, ortaokuldayken bir gün der ki:

“Ana, ben ismimi değiştireceğim.”

Adı Şenay’dır, Türk adı.
Şınai diye değiştirmek istediğini söyler,
Türkçe yeşillik anlamına gelen…

Delila, 17 yaşındayken
bir gün doğdukları evlerinin
mutfağında annesine,
Gülsüma Ana’ya adı,
Gönül gitmek ister savaşa!” olan
(Kürtçesi, dil dixwaze here cenge)........

© T24