1. Meclis’i gerçekten bilmek...
Geçen hafta, 23 Nisan 1920’de Meclis’in açılışının yıl dönümü kutlandı. Yeri gelmişken belirteyim, 23 Nisan, eski takvimde ve Anadolu halkının tabiriyle ‘April (veya Avril) 5’e denk gelir. Nisan’ın 10’uya 25’i arası fırtınalar, soğuklar, yağışlar dönemidir. Her yıl yaşıyoruz ama unutuyoruz, siz hiç, çok güldüğüm bir tabirle söyleyeyim, ‘hava muhalefeti’ne çatmayan 23 Nisan kutlaması/töreni gördünüz mü? Törenler ertelenir, çocuklar perişan olur ama biz yaşadıklarımızı unuturuz.
23 Nisan 1920’de Mustafa Kemal Paşa Ankara’da TBMM’yi örgütledi ve açtı. Meclis, bizzat Mustafa Kemal Paşa'nın tabiriyle ‘Milli Mücadele’nin hakkı yeterince teslim edilmemiş, temel ilkelerin benimsenip kabul edildiği ilk toplantısı olan Erzurum ve ardından Sivas kongrelerinin uzantısıdır. (Erzurum Kongresi'ni Kazım Karabekir Paşa düzenlemişti. Kemal Paşa gönülsüzdü. Sivas Kongresi de pek öyle beklendiği gibi cereyan etmemiştir. Katılım çok düşüktür. Buna rağmen Paşa her iki toplantıyı da liderlik vasfının kanıtı olacak şekilde yönetmeyi ve kendi lehine sonuçlandırmayı başaracaktı.)
Onlara bir de Anadolu’daki yerel örgütlenmeleri ve şuraları eklemek gerekir. Her ne kadar Anadolu’daki yerel örgütlenmeler kendiliklerinden başlamış ve Sivas kongresinde Anadolu ve Müdafai Hukuk Cemiyetleri adı altında birleştirilmişse de o girişimler unutulmaması gereken ve mücadele tarihinin, Anadolu refleksinin ve bilincinin bir dışa vurumu olarak çok daha geniş şekilde düşünülmesi gereken örgütlenmelerdir. (Erzurum’da Heyet-i Temsiliye oluşturulmuştur ve Paşa resmi yazışmalarının çok büyük bölümünü onun başkanı/reisi olarak değil, ‘namına’ diyerek imza etmiştir, çok önemli bir ayrıntıdır) Ayrıca yine mücadele maksadıyla biri Kars’ta diğeri Gümülcine’de olmak üzere iki müstakil devlet/cumhuriyet/şura yönetimi ilan edilmiştir. Bu da unutulan hususlar arasındadır ve cumhuriyet düşüncesinin kaynakları tartışırken zikredilmemesi büyük hatadır.
Sonunda Meclis açılır ve Kemal Paşa Reisliğine getirilir. (Bir diğer ayrıntı, ‘Paşa’ 7-8 Temmuz 1919 gecesi/sabahı askerlikten istifa ve tard edilmiştir. Herhangi bir askeri rütbesi bulunmamaktadır. Yeniden askerlik rütbesi kendisine Sakarya Meydan Muharebesi sonrasında mareşallik olarak verilecektir. O güne değin savaşı TBMM Orduları sürdürmüştür. O da orduları Meclis Reisi ve Meclis’ten aldığı Başkumandanlık unvanıyla yönetmiştir. Kısacası, ordu meclisindir, bir manada milletindir. Yine de Sakarya Savaşı'na kadar millet Meclis'e ve savaşa mesafeli davranmıştır. Paşanın askerlik dehası Sakarya Savaşında tezahür eder. Hem Tekalif-i Milliye Kanununu çıkarır hem de tüm vatanı mücadele sahası olarak tayin ederek (sath-ı müdafa) savaşı cepheden tüm Anadolu’ya yayar. Ayrıca Erzurum Kongresi'nde kürsüye askerlik üniformasıyla çıkınca tepki görmüş, ‘paşa üniformanı çıkar da gel’ denince etraftan kendisine sağlanan sivil elbiseleri giymiş, Sakarya Savaşı sonrasına kadar askeri üniforma taşımamıştır. Bu da bir başka önemli ayrıntı olsun.)
Milli Mücadele tarihini bütün fiyakamıza rağmen zerre kadar bilmiyoruz. Bu cehaletimizin iki nedenden birisi okullarda okutulan Devrim Tarihi dersleridir. 12 Eylül’ün kendine göre şekillendirdiği o saçma sapan tarihyazımı sadece nesilleri bu konuda körleştirmeye yaradı. İkincisi, Atatürk’ün putlaştırılması ve sadece bilinenlerin tekrarına dayanan bir anlatımla kavranmasıdır. Oysa o tarih de Kemal Paşa da bütün bu kısıtlamaları aşacak muazzam ayrıntılarla ve pırıltılarla yüklüdür.
Eğer o tarihi gerçekçi bir yaklaşımla öğrenip bilseydik Meclis’in açıldığı günde de öncesinde de asıl tartışma konusunun başka bir meclis olduğunu idrak ederdik. O Meclis, İstanbul’daki Meclis-i Mebusan’dır. Hiç öyle düşünülmese de Mustafa Kemal Paşa'nın kuşağı için nirengi noktası Meclis’tir. 1908 Devrimi Meclisin yeniden açılması için yapılmış, o güne kadar geçen tarihte, yani paşalar kuşağının gençliği demek olan Abdülhamid yıllarında insanlar ‘istibdat’ ve ona karşı ‘hürriyet’ derken bütün o deyimlerin Meclis’in kapalılığı ve açılmasındaki zaruret olduğunu biliyordu. Meclis seçim yani temsil yani irade-i milliye, o da meclisin üstünlüğü demekti.
Unutmayalım ki, bizzat Mustafa Kemal Paşa mütarekede Yıldırım Orduları Grup Kumandanlığından İstanbul’a dönüp orada........
