menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hep beraber çalalım bir İstanbul havası

23 0
latest

Çağlar Fidan’ın Hep Beraber Çalalım Bir İstanbul Havası: Osmanlı İstanbul’unda Kahvehanenin Müziği ve Sosyal Topoğrafyası adlı İletişim Yayınları tarafından yayımlanan kitabı geçen hafta raflarda yerini aldı.

Çağlar Fidan ile Intra Muros albümü için 15 Kasım 2024 tarihinde yaptığımız söyleşide şöyle yazmıştım:

“Çağlar Fidan’ı sadece iyi bir müzisyen ve icracı olarak adlandırmak, onu yakından tanıyan biri olarak söylüyorum ki eksik olur! Çağlar’ın sanat yolculuğu merak ve hazzından beslenen, disiplinler arasında yaptığı okumalarla zenginleşen, notalara dökülememiş gazellerden edebiyata, fotoğraftan şiire, sinemadan mimariye uzanan çok yönlü bir yolculuk. Prof. Dr. Namık Sinan Turan danışmanlığında hazırladığı ‘Osmanlı İstanbul’unda Kahvehanenin Müziği ve Sosyal Topoğrafyası’ başlıklı yüksek lisans tezi hala nasıl bir yayınevi tarafından kitaplaştırılmadı, şaşırıyorum!”

Bu şaşkınlığım kısa sürede son buldu ve tez hak ettiği biçimde kitaplaşmış oldu.

Çağlar Fidan, Osmanlı İstanbul’undaki kahvehaneleri yalnızca birer sosyalleşme mekanı olarak ele almıyor; bu mekanları şehrin müzik hafızasının merkezine yerleştiriyor; tulumbacıların, kayıkçıların, hamalların, taşralı bekarların ve dönemin tabiriyle “ayak takımının” sesleri semai kahvehanelerinden, şehrin okur-yazar ve bürokrat sınıfının müdavimi olduğu kıraathanelere uzanan bir hatta yolculuk yapıyor.

Kitap boyunca bir yandan “avam-havas” ikiliğinin Osmanlı şehir hayatındaki yansımalarını okurken, diğer yandan bugün birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış gibi görülen müzik geleneklerinin aslında nasıl iç içe geçtiğini görüyorsunuz. Fidan, “yüksek” ve “aşağı” kültür arasındaki geçirgenliği göstermekten çekinmiyor. “Helva” ve “halva” diyenler arasındaki farkı anlatırken, o farkın içinde oluşan gri alanları da görünür kılıyor. Belki de kitabın en güçlü yanı burada ortaya çıkıyor. Çağlar Fidan, yalnızca “gri alan”ı araştırmıyor; kendi yolculuğunu da o alanın içine yerleştiriyor. Anadolu’dan İstanbul’a taşınan seslerin, kahvehanelerde birbirine karışan hikayelerin izini sürerken, aslında kendisinin de bu uzun şehir hikayesinin bir parçası olduğunu kabul ediyor. Bence bu eserin ortaya çıkışındaki can alıcı nokta, kitabın beni duygulandıran son satırları... Çağlar, uzun çalışmasını şöyle bitiriyor:

“Bitirirken, anmak istediğim bir........

© T24