menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

2025 bizi geleceğe sürükledi

26 1
01.01.2026

Diğer

01 Ocak 2026

Roma şairi Vergilius, Aeneis destanında bir devrin bittiğini şöyle ilan eder: “Son gün geldi. Kaçınılmaz saat geldi. Biz Truvalıydık. Troya artık yok.”

Evet, Troya artık yok.

Yıl biterken geriye “şu oldu” diye anlatacağımız tek bir hikâye kalmadı. Geriye, üst üste binen binlerce hikâyenin biriktirdiği bir enkaz kaldı.

2025’in özeti bir düzen değişimi. Tam da bu nedenle 2025 geride kalan bir yıl gibi durmuyor. Yeni bir dönemin ilk yılı gibi duruyor.

Bu yeni dönemin en belirgin işareti de iktidarın nasıl kurulduğunda görüldü.

Zaten demokratik geri çekilme çağındaydık. 2025, bunu yavaş yavaş ilerleyen bir erozyon olmaktan çıkardı. Niteliksel bir sıçrama yarattı. Otoriterleşme artık sadece yayılmıyor. Meşru, kalıcı ve taklit edilebilir bir yönetme standardına dönüşüyor.

Sayılara bakınca zemin net. Dünyada otokrasiler demokrasileri sayıca geçmiş durumda. 91 otokrasiye karşı 88 demokrasi var. Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 72’si otokrasilerde yaşıyor.

Bu dalganın baskın biçimi de kişiselleşmiş rejimler. Devletin kurumsal aklı geri çekiliyor. Karar alma dar bir çekirdeğe kapanıyor. Bu çekirdek lider etrafında kurulan klikler üzerinden işliyor. Klikler sadakatle bağlanıyor. Çıkarla pekişiyor. Kriz anında daha da sıkılaşıyor. Denetim zayıfladıkça keyfilik yönetme tarzına dönüşüyor.

Kuşkusuz bu rejim tipi yeni değil. 2025’te değişen, merkeze taşınması. Donald Trump’ın yeniden başkanlık koltuğuna oturması birlikte ABD de artık kişisel, sadakat temelli ve klik odaklı bir yönetme tarzına sahip.

Üstelik Trump ile ABD, demokrasi desteğini söylemde, bütçede ve kurumlarda sert biçimde budadı. Küresel demokrasi desteği finansmanının yaklaşık yüzde 90’ı durduruldu. Bu geri çekilme, bütün dünyada otoriterleşmeyi daha düşük maliyetli hale getirdi.

2025, transatlantik ittifakın sadece zorlandığı bir yıl değildi. İttifakın değer ve amaç zemini ikiye ayrıldı. Bu ayrışma, Batı’nın kendini tarif etme biçiminde de bir kopuş anlamına geliyor.

Kırılmanın merkezinde Avrupa’nın statüsü var. Trump rejiminin yeni güvenlik doktrini Avrupa’yı “doğal müttefik” olarak değil, Amerika’nın kaçınması gereken bir gelecek senaryosu gibi okuyor. Avrupa iç siyasetini de dış politika başlığı olmaktan çıkarıp ulusal güvenliğin konusu haline getiriyor. Washington’un Avrupa içinde hangi aktörlerle çalışacağını, hangi siyasi hatları güçlendirmeyi hedeflediğini açıkça tarif eden bir çizgi oluşuyor. Batı içindeki fay hattı artık Rusya ya da Çin etrafında değil, Brüksel’in kurumsal düzeni ile Washington’daki yeni güvenlik aklı arasında şekilleniyor.

Bu gerilim, tıpkı demokratik geri çekilmede olduğu gibi, zaten vardı. Ancak artık bu gerilim kalıcı bir yön ayrışmasına evirilmiş durumda. Avrupa ABD’den bağımsız bir hat arıyor. O hattı bulup inşa etmesi kendi güvenliği için belirleyici olacak.

Batı ittifakın geleceği ise “lider değişsin eski güzel günlere döneriz durumuna” bağlı değil. İttifakın yeniden etkili hale gelmesi için ortak bir hedef tanımı gerekiyor. Yeni bir iş bölümü gerekiyor. Bunun mümkün olması ise artık hiç kolay değil.

2025’te küresel ekonomi serbest ticaret dönemini Trump’ın tarife savaşları ile gürültü ile kapattı. Büyük ekonomiler üretimi ve teknolojiyi yeniden siyasetle yönetiyor. Bu geçici bir kriz refleksi değil. Kalıcı bir güç ve güvenlik stratejisi. Korumacılık........

© T24