Kurtuluş yok tek başına!
Diğer
29 Aralık 2025
Saraçhane protestoları
Benim sevgili ülkemin hukuk karşısındaki konumunu basketbol sahasında illa da futbol oynamayı isteyen figürlere benzetirim. Ayağındaki futbol ayakkabısıyla bir futbol topunu basket potasına doğru atmak için elinden, ayağından ne gelirse yapar. Hatta kendisini eleştirenlere de “Bu oyun aslında böyle oynanır asıl siz bilmiyorsunuz” cümlesini haykıra haykıra büyük bir özgüvenle söylemeyi de başarır.
Her maça gelirken bu oyunun aslında öyle değil böyle oynandığını ikna ettiği taraftarlarını da tıka basa izleyici bölümüne oturtur ki basket sahasında basket değil futbol oynanacağına kendisi de inansın. Benzerlerine inandırsın.
Bu tuhaf maçı izleyenler arasında doğal olarak bu absürt durumu görüp yaşanan anormalliği etrafına aktaranlar da vardır. Sevgili ülkem takımı bu insanlara çok kızar ve onları gerçek futbol sever olmamakla suçlar.
Şaka bir yana, Türkiye’nin hukuk karşısındaki durumunu bir futbolsever olarak ancak bu şekilde anlatabiliyorum. Avukatlıkta elli yılı devirmiş bir avukat olarak ise anlatacak kelime bulamıyorum.
Mezarlıktan geçerken korkmamak için ıslık çalan birisi gibi, 25 Aralık'ta çıkan 11. Yargı Paketi’nin genel gerekçesinin bir bölümünde bakın ne deniyor: “Ülkemizde adaletin tesisi anlamında 2002 yılından günümüze kadar temel hak ve özgürlüklerin daha etkin korunması, hukuki güvenliğin güçlendirilmesi, adaletin etkinliğinin sağlanması, makul sürede yargılanma hakkının gözetilmesi, yargıya güvenin artması ve insan odaklı hizmet anlayışının geliştirilmesi amacıyla bir çok çalışma gerçekleştirilmiştir.(…)”
Yani 25. Aralık'ta çıkan son paket AKP iktidarının hukuk devleti serüveninin devamı niteliğindeki düzenlemelerinden sonuncusuymuş. Yani devamı varmış!
Ama paketin asıl özelliği; bir devletin yargı etkinliğinin, suçla mücadelesinin, iflası anlamına gelecek ve asıl amacının cezaevlerinde yeni geleceklere yer açmak amacıyla toplumda kısmi af denen tuhaf uygulamayla; Osman Kavala’yı, Can Atalay'ı, Çiğdem Mater’i, Mine Özerden’i, Tayfun Kahraman’ı, Merdan Yanardağ’ı, Fatih Altaylı’yı, Selçuk Kozağaçlı’yı, Figen Yüksekdağ’ı, Selahattin Demirtaş’ı sonunda beraat kararı verilmesi mutlak olan Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na muhalefetten tutuklanan onlarca genci, gazetecileri ve düşünce suçlularını kapsam dışı bırakıp, nice suçluyu üç yıl erkenden yeni suçlar işleyip dönmesi için mahpus dışı adli fazlayı eritmek oldu.
***
Yukarıda da görüldüğü gibi son paket Türkiye’deki demokratikleşme serüvenini 2002 yılından itibaren başlatıyor.
Artık açıkça söyleyelim bir ülkenin rejiminin demokratik olup olmamasını anlamak için öncelikle o ülkenin bağlı bulunduğu uluslararası sistemin mekanizmalarına bakmak gerekir.
Bizim bağlı bulunduğumuz mekanizma Avrupa Konseyi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’dir. Konsey raporlarıyla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de (AİHM) kararlarıyla konuşur.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Benim çıraklık dönemim” dediği 2004 yılını da özetleyen 2005 İlerleme Raporu’nda ülkem için bakın neler deniyordu.
"Aralık 2004’te AB Konseyi aşağıdaki hususları belirtmiştir:
“AB Konseyi, Türkiye tarafından kapsamlı reform süreci çerçevesinde yapılan kararlı ilerlemeyi memnuniyetle karşılamaktadır ve Türkiye’nin reform sürecini sürdüreceği konusundaki güvenini dile getirmiştir. Türkiye, katılım müzakerelerinin başlatılması için Kopenhag kriterlerini yeterince karşılamıştır. AB Konseyi, Komisyonu 3 Ekim 2005 tarihinde Türkiye ile müzakerelerin başlatılması için Konsey’e müzakerelerin çerçevesi için öneri sunmaya davet etmiştir.”........





















Toi Staff
Sabine Sterk
Penny S. Tee
Gideon Levy
Waka Ikeda
Tarik Cyril Amar
Grant Arthur Gochin
Rachel Marsden