menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yapmayın efendiler, etmeyin…

18 1
saturday

Diğer

17 Ocak 2026

IŞİD’in kuzey Suriye boyunca ilerleyişi, Suriye iç savaşının en karanlık evrelerinden birini oluşturmuştu. Bu örgüt, 2013’ten itibaren sistematik bir yok etme politikası izleyerek Ezidi katliamları, kadınların köleleştirilmesi ve toplu infazlarla bölgedeki bütün topluluklar için varoluşsal bir tehdide dönüşmüştü.

Kobanê kuşatması, bu tehdidin en sembolik sahnesiydi. Ağır silahlarla donatılmış IŞİD birlikleri karşısında, hafif silahlara sahip yerel savunma güçleri haftalarca direnmiş, kent neredeyse tamamen yıkılmıştı, binlerce insan göç etmek zorunda kalmış; ancak Kobanê düşmemişti. Bu direniş, IŞİD’in “yenilmezlik” algısının kırıldığı ilk büyük dönüm noktası oldu.

Kadınların bu direnişteki rolü, mücadelenin karakterini köklü biçimde değiştirmişti. Kadın savaşçıların cephede yer alması yalnızca askeri değil, aynı zamanda simgesel bir anlam taşıyordu. IŞİD’in kadın bedenini ganimet ve tahakküm alanı olarak gören zihniyetine karşı, kadınların silahlı ve örgütlü varlığı büyük bir meydan okumaydı. Bu durum direnişi yalnızca askeri değil, toplumsal ve kültürel bir mücadeleye dönüştürmüştü.

Suriye iç savaşı boyunca, Esad rejiminin egemen olmadığı bölgeler arasında Kuzey ve Doğu Suriye (Rojava), siviller için görece en güvenli alanlardan biri haline gelmişti. Bu durum yalnızca Kürtler için değil; Araplar, Süryaniler, Ermeniler ve diğer topluluklar için de geçerliydi. Bölge mutlak bir huzur alanı değildi; ancak katliamların, mezhebe dayalı temizliklerin ve yargısızı infazların yaşanmadığı nadir coğrafyalardan biri olarak öne çıkmıştı.

Ne var ki sahada oluşan bu toplumsal ve siyasal deneyim, Esad sonrasında kurulan siyasal mimaride karşılığını bulamadı. Suruye’de bugün ortaya çıkan “devlet” yapısı, Suriye toplumunun hiçbir rengini, hiçbir çoğulluğunu ve hiçbir tarihsel hafızasını gerçek anlamda temsil etmeyen, tek merkezli ve dar bir siyasal tasarımı yansıtıyor.

Şara yönetiminin ilan ettiği geçici anayasa, yürütme yetkisini büyük ölçüde tek merkezde toplayan bir yapı oluşturuyor. Yasama organı olan Suriye Halk Meclisi, halkın doğrudan katıldığı bir seçim sürecinin ürünü değil. Meclis üyeleri, yürütmenin belirlediği komiteler ve Cumhurbaşkanının atamaları yoluyla saptanıyor. Ortaya çıkan tablo, meclisi bir yasama organından çok, yürütmenin meşruiyetini yeniden üreten bir onay mekanizmasına dönüştürüyor. İran’daki denetimli seçim sisteminden bile daha sınırlı bir temsil zemini söz konusu. Orada en azından seçmen sandığa giderken, Suriye’de halk bu imkândan da yoksun.

Ordu yapılanması da benzer bir karakter taşıyor. Bugünkü Suriye ordusu; eski HTŞ unsurları, Suriye Milli Ordusu kökenli gruplar, Esad rejiminden kalan birlikler ve farklı silahlı geçmişlere sahip personelin aynı çatı altında toplanmasıyla oluşmuş durumda. Ancak bu birleşme, ortak bir hukuk kültürü, kurumsal gelenek ve anayasal sadakat temelinde değil; siyasal zorunluluklar ve güç dengeleri üzerinden şekilleniyor. Ortaya çıkan askeri yapı, yurttaşı koruyan hukuka bağlı bir devlet ordusundan çok, farklı silahlı geçmişlerin merkezi bir komuta altında bir arada tutulduğu kırılgan bir bileşimi andırıyor. Bu tablo,........

© T24