Kederin estetiği: Zbigniew Preisner
Diğer
11 Ekim 2025
Zbigniew Preisner'in Guildhall Session Orkestrası ve Korosu ile birlikte verdiği konser
“Şu hayatta hangi ortaklığa hayransın?” diye sorsalar; Krzysztof Kieślowski ile Zbigniew Preisner’in beraber yaptıkları tüm işler, derim. Üstelik bu yanıttan ne pişman olurum ne de ikinci saniye hâlâ “emin miyim?” diye düşünmem bile.
Kieslowski’nin, Veronica’nın İkili Yaşantısı (La Double vie de Véronique), Dekalog (1988), Üçleme (Trois couleurs) Beyaz-Mavi-Kırmızı… Tüm bunlardan kulaklarınıza hatrı gelir Preisner’in müziklerinin. İkisi de birbirinden özel iki Polonyalı ruh. Biri efsane yönetmen, diğeri ise efsane besteci ve kompozitör.
Kişisel olarak tanışmışlığım olamadığı için herhangi bir tasvir ya da kişisel görüş yazamayacağım. (Keşke tanışabilseydim, orası ayrı. Kieslowski için mümkün değil ama şansımı Zbigniew’de denemeye devam ediyorum). İlgilendiğim kısım, sanatlarının bende nasıl vuku bulduğu, bende nasıl yansıdığı. Öncelikle, bu müzikleri dinledim, filmleri izledim deyip üstünkörü geçmek istemiyorum. Çünkü bence her şey bir bütün. Yani, gözlerimin ve kulaklarımın, tüm bu filmleri izleyip, işitip, benliğimde işletilebilmesi için kıymetli desteklerini görmezden gelemem. Bu kısım önemli ve bunu atlayamazdım. Teşekkürler.
Uzun seneler önceydi, Krzysztof Kieslowski filmleriyle tanışmam üniversite zamanlarıma denk gelir. İlk izlediğimde açıkçası pek bir şey anlamamış ve oldukça karmaşık olduğunu düşünmüştüm. Depresif, kasvetli, umutsuz ve karanlıktı. Anlatılmak isteneni anlayamıyordum. Anlamadıkça da dikkatim dağılıyordu. Çok katmanlı ve oldukça yoğun filmlerdi bunlar. Elbette, izleyeni de yoğuruyordu. Filmlerin müzikleri ise ayrı bir dünyaydı. Tabii o zaman daha bu tür filmlere yabancıyım. Bu filmleri izlemek beni zorluyordu. Sıkılmak değil, anlamakta zorlanmaktı sorun. Ama nedense beni çeken bir şeyler vardı ve vazgeçemiyordum da. Çok çalışılıp, düşünülüp yazılıp çekilen filmlerdi. Üzerine uzun uzun konuşulacak, analiz yapılacak ve beyin fırtınalarının döneceği işlerdi. Vazgeçmedim, defalarca izledim. Ara ara hâlâ izlerim. İzledikçe, zaman geçtikçe, yaşım ilerledikçe, yaşadıklarım farklılaşıp çoğaldıkça ben de değiştim ve müziklerin filme kattığı ruhu sanırım bu zamanlarda daha da görmeye başladım. Belki, sahnelerin müziğe kattıklarını da denebilir.. Hatta öyle bir hâle geldi ki bu müzikler beni kavramaya başladı. Tuttu beni. Sığındığım yer oldu. Bir dulda yarattı bana. Ve çok şeyi sorguladığım yaşlarımdaysa bu efsane müzikleri duymanın beni ilerde dönüştüreceğini hiç tahmin etmemiştim.
Zbigniew Preisner, Kieslowski’nin filmlerine yaptığı müziklerle tanınmış. 1985 senesinde, Polonya’daki sıkıyönetim dönemini anlatan “No End” filmi, beraber çalıştıkları ilk proje. Ve burada Preisner’in müzikleri, arkada çalan ya da olsun diye olan müziklerden değil, hakikaten bir ruh hâlinin anlatıcısı gibi. Uzun yaylı çalgılar ve bir koro sesi........
