menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yürürüm ardın sıra “peşinden gidiyorum” değil

33 0
26.04.2026

“Boynuz kulağı geçer, ama duyamaz”

Kırk yıldır buradayım, ama her yıl bir yıldan mı ibaret? Bilmiyorum ki...  Kainatın bir köşesi olan bu taş mekanda sayıklar dururum: “Evimiz, kainatın arkasında bizim!” Her şeyi bir problem, bir önermeler zinciri gibi öğrendim, ama aslında öğrendiğim tek şey benim hiçbir şey bilmediğim olduğu oldu. “Nasıl? Güzel oldu mu? Beğendin mi?” Pek bilemiyorum doğrusu… Öğrendikçe bilmeyen, ama bilendikçe bilenen ben, okuduklarımı çocukken insanların kendilerinden bir şeyler zannederdim. Buralı değil, burada değil gibiydim. İyi mi, kötü mü bu bilmem, hala da öyleyim. Bilimin çürüğe çıktığı, ilimin akıllara girdiği gediğin yalnızca söze dayalı olduğu gerçekliğin kaynağını mı buldum yoksa? Yok, yok, değil.. “Sen şimdi otursan bu hal üzere, bu kafayla dünyanın en güzel romanını yazarsın.” Yazamam ki. Kitap yazmaya tevbe. “Yetimhane bahçesinden dünyanın kalbine çıkmış olmak manasız mı ama?” Değil, tabii! Beni yetimhanelerden dünyanın kalbine çıkarıp bırakana hamdolsun! Bilinecek bir şey bir işe yarayacaksa, amenna! Gömleğimin cebinde gül açıyor, bilinsin. Kimsenin hikayesi kimsenin yürüdüğü yolu aydınlatmaya yetmiyor ama galiba! Bunca yol yürüdüm, gözlerim dizlerimden daha yorgun üstelik. Dünyada ancak beklenti duygusuna sahip olanlar yorgunluk hisseder, ama beklemedim ki ben hiçbir şey; ne yürüdüğüm yoldan, ne gözümün gördüklerinden. Çocukken “oyalanayım” diye elime bir nesne gibi tutuşturdukları kitabın canı çıktı. Kelimeler, yazılar, kalemler, kâğıtlar yoruldu. Bazen durup ben de şaşırıyorum, bunca yükün altında hala nasıl ayakta durabiliyor,  bu yılgın masa? “Dünyada “zaman” diye bir şey yok” dedikçe küplere binen saatçi! İnsan da söküp atmalı duvarlardan her dakika başı durup durup “vakit azalmakta” diye seslenen sayaçları… Bir iradem de var, ipini kimin tuttuğu belli. Üstelik “oyalanayım” diye elime bir nesne gibi kitap tutuşturup sonra bunun önünü alamayınca pişman olanlar artık değil aramızda. Ah babacığım, babacığım. Bazen nasıl da pişman olurdu, sanırsın beni yaratan o. Ben gazel severdim, o hoyrat.  “Ama baba, edebiyat…”Ayaklarını yere vura vura “Hay babayın çanağıya!” Okumaktan zarar gelmezdi de iş yazmaya evrilince, dünyadan kalın, dünyadan ince bir rüya içre sıkışıp kalırım diye belki de babamın tüyleri diken diken olmuştu daha sonraki yıllar boyunca bile. “Büyüyünce ne olacaksın?” Robin Hood… Neredeyse bağıracaktı “Yetinn, yetişiinn akomşular, yangınnn vaarr!” diye, ama yine de sakin sakin az biraz da küplere binerek “Kızım, hırsız o!” demişti. E doğru! Zenginden alıp yoksula verince sanki kendi cebinden mi veriyormuştu? Terazinin bir yanından alıp öbür yanına koyuyordu. Siyasetçi.

İlk okuduğum kitap Mustafa Kutlu’nun “İçimizdeki Yoksulluk” kitabı. Evveli de var, “Küçük Kara Balık.” Mustafa Kutlu, mahallenin genç üniversiteli komünistlerinden birinin bana hediyesi. Yoksa o kitaptan kurtulmak için mi vermişti onu bana? Bilmem, belki! Kitap ip ince, benim gibi. İnce şeyler hemen kırılır sananlar, bu incelik  “kıldan ince” ama “kılıçtan da keskin”. Yıl, 1990. İstanbul’da küçük bir kitap fuarındayız. Yapışmışım yakasına babamın “ille de gidelim, gidelim, hatta orda kalalım” diye. Henüz 5-6 yaşlardayım. Asla bir dahi değilim, ama  duvara çakılı raflardaki kitapların “içinde ne var” diye bir merak, matematik dersi aldığım genç komünistlerden okumayı yazmayı da öğrenmişim. Hiçbir şey için de bir karışıklık beklemiyorlardı, hatta neredeyse banka soyup cebime harçlık dahi koyacaklardı. Evet, bence de bu kadarı çok fazla. Daha o günler elbette bizim de ülkülerimiz var! Gövdemizin üzerinde taşıdığımız bu baş o kadar da boş değil.  Bu yaşlarda kimse sizden ete kemiğe dokunacak bir şey de istemez. Babam benden büyük adam olayım isterdi ama. Alemde bir toz zerresiyim üstelik, büyük adamlık nere ben nere…  Bu büyük lafız bana hala çok büyük. Kafi gelse de gelmese de bu kadarım işte. Fuarda dolaştık durduk.  Mustafa Kutlu hakikaten de paltolu. Onun paltosundan çıktığını söyleyenleri anımsadım da imdi birden…ama ben kimsenin cebinden çıkmadım çok........

© T24