Mimar Bağış Kankotan: Tarihsel alanların otellere, kafe zincirlerine devredilerek ‘sakıncalı’ biçimde yenilenmesi uzun zamandır yürürlükte, bu bir zorunluluk değil!
Küresel kentlerin en büyük çıkmazı olan "tek tipleşme", İstanbul’un en karakteristik bölgelerinden biri olan Eminönü Hanlar Bölgesi’ni de etkiliyor. Neo-liberal kent politikalarının bir uzantısı olarak karşımıza çıkan "soylulaştırma" stratejileri, bölgenin yüzyıllara dayanan esnaf kültürünü ve özgün dokusunu butik otellere ya da lüks kafe zincirlerine dönüştürme riski taşıyor.
Mimar Bağış Kankotan’a göre bu bir zorunluluk değil. Mimariyi fiziksel bir restorasyon süreci olarak görmek yerine, "mekânın ruhu" (Genius Loci) ile kullanıcı arasındaki kopmaz bağ olarak tanımlayan Kankotan, hanları yaşayan birer organizma olarak görüyor. Bulgur Palas gibi kamusal odaklı projelerin başarısına dikkat çeken Kankotan ile tarihi yapıların ekonomik döngü içinde kimliğini kaybetmeden nasıl var olabileceğini ve restorasyon disiplininin etik sorumluluklarını tartıştık.
Mimar Bağış Kankotan
- Bağış Hanım, mimarlık literatüründe yerin ruhu anlamına gelen “Genius Loci” kavramı, Eminönü hanlarında nasıl? Bu ruh ne anlatıyor bize?
Genius Loci, mimarlıkta, bir bölgenin doğal-yapılı çevresiyle, kültürel ve sosyal bağlamıyla kurduğu eşsiz bağı anlatır. Bir kentsel mekânda bu ‘ruh’ bize usulca fısıldadığı için iyi ve o ‘yere’ ait hissederiz öyle değil mi? Eminönü ve Hanlar Bölgesi de bu anlamda çok tipik bir örnek.
- Koruma uzmanı bir mimarı olarak sorumluluğunuz neler?
Koruma uzmanlığına bir tür “bekçilik”, zamanlar-ötesi bir “muhafızlık” hatta bir tür “şövalyelik” de denebilir. Her ne kadar fazlaca turistikleştirilmeye ve popülerleştirilmeye çalışılsa da Eminönü de bu anlamda dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri olarak bu “yerin ruhu” kavramının vücut bulmuş somut bir örneğidir. Mısır Çarşısı’nın insanı uyaran, canlandıran baharat kokularıyla, Yeni Cami avlusu ve önündeki güvercinlerin kanat çırpışlarıyla, balıkçıların kokuları ve sesleriyle, tenekeci esnafının ve emekçilerinin çıkardıkları metal işçiliği sesleriyle, Sirkeci’nin tren seferleriyle ritmi yoğunlaşıp seyrelen insan trafiğiyle tarihin her ama her döneminden kalan, sayısız olaylara tanıklık etmiş taş ve tuğla duvarların yüzeylerine dokunduğunuzda hissettiğiniz farklı duyularla nerdeyse tüm insanlık tarihine dair kadim “bilgeliğin” içten içe hissedildiği Eminönü, kendine has “ruhu” olan çok ama çok özel bir “yer” doğrusu.
- Peki Eminönü’nde 15. yüzyıldan bu yana gelen Hanlar Bölgesi hakkında neler söylersiniz?
Eminönü içerisinde “Hanlar Bölgesi”, tarihi ticaret limanları ve yollarının kesiştiği çok önemli bir noktada, kentsel yaşamın merkezinde duran ticaret faaliyetinin ve tüccarların geçici konaklamalarının gerçekleştiği bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Bu işlevler için tasarlanmış özgün bir yapı tipolojisi olan “Han” mimarlığının çok ilginç örneklerini bir arada bulunduran bu hanların birbirine entegrasyonuyla çok özgün bir kentsel doku oluşturan nadide bir yerleşim. Bu nedenle de biraz önce tariflediğim kadim kentsel ruhun hala yaşadığı çok karakteristik bir bölge. Pek benzeri olmadığını kolaylıkla iddia edebileceğimiz sosyolojik, kültürel ve mekânsal bir değer.
- Bir restoratör mimar olarak, yüzyıllardır orada olan o binalarla kurduğunuz iletişim nasıl oluyor? İlk görüşten başlayarak adım adım anlatır mısınız?
İlk görüşte aşk diyebiliriz. Çok etkileyici buluyorum. Hanlar bölgesi tüm metrukluğuna rağmen çok sevdiğim, gezerken her seferinde yeni yerlerini keşfettiğim bir hazine benim için. Bir bahaneyle yolumu düşürüyor, tanıtmak için geziler-dersler organize ediyorum. Hanların yüzlerce yıldır orada duruyor olmaları, her şeyi mağrur bakışlarla seyretmeleri, hissetmeleri ve buna devam edecek olmaları çok etkileyici benim için. O yapılara fiziksel olarak dokunmak ve bunları düşünmek heyecan verici. Kendimi şanslı hissediyorum mesleğim gereği bunları idrak edebildiğim ve daha yakından bakabildiğim için. Bazen canlı gibi düşünüyorum yapıları. Belki canlı olan onlar ve biz kelebek ömrümüzle şöyle bir kanat çırpıp yanlarından geçebiliyoruz. Bu işin duygusal kısmı.
- Konunun teknik kısmı nasıl gelişiyor?
Sondan başa giderken mevcut durumunu gözlemleyip sorguluyorsunuz; neden bu halde, buraya gelene kadar hangi aşamalardan geçti, zarar veren etmenler nelerdi ve gelmemesi için neler yapılabilirdi. Bunları düşünüyorsunuz ve çözüm üretmeye çalışıyorsunuz. Bunu yapmak için illa yapıyı kapsamlı olarak restore etmek gerekmiyor. Bazen geçerken fark ettiğim basit ama önleyici çözümleri kullanıcılara açıklayarak paylaşıyorum. Ne yapmaları gerektiğini, niye yapmaları gerektiğini. Bazen kullandıkları yapının önemini, tarihçesini paylaşıyorum. Genellikle ilgiyle dinleyip konuyu anladıklarını ve daha dikkatli olacaklarını söylüyorlar.
- Bulgur Palas’ta metruk ama çok anlamlı bir binayı bir hafıza odağına dönüştürerek bir başarı elde ettiniz. Ancak........© T24
