menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

15. yüzyıldan bugüne Eminönü ve eşsiz hanları: Dünya mirası kime emanet?

9 0
13.05.2026

İstanbul eşsiz kültür varlıkları ile her dem dikkatleri üzerine çekmeyi başarmış bir şehir. Fatih Sultan Mehmet’in temellerini attığı, dünyanın ilk AVM’lerinden olan Kapalıçarşı 1461 doğumlu. Bugünlerde çarşı esnafı “işler kesat” diyor ancak yine de her gün yüz binlerce ziyaretçinin çoğunluğu sosyal medya hatırına da olsa 4 bin dükkanlı bu muhteşem labirenti arşınlıyor. Oysa şehrin gizli zenginliği, o kalabalığın hemen yanı başında Tarihi Yarımada’daki Eminönü hanlarında saklı.

İnsanlığın ortak mirası

İnsanlığın en büyük izleri arasında yer alan bu kültür varlıkları belki de hafızanın bizlerle konuşma biçimi. İster koruma altına alınmış ister kaderine terk edilmiş olsun hepsi eşsiz hikâyeler anlatıyor. Hem de bizim dinleyip dinlemediğimize aldırış etmeden.

Kültür hukukçusu John Henry Merryman; değer atfedilen kültür eserlerinin bulundukları yerden bağımsız, “insanlığın ortak mirası” olarak ele alınması ve korunması gerektiğini söylüyor. Merryman’ın bu savı bir yandan çok tartışmalı çünkü eserlerin ait oldukları yere gönderilmesini savunanlar çoğunlukta. Haksız da değiller. 

Önemli kültür kuramcılarımızdan felsefeci Nermi Uygur ise varlıkların neden korunması gerektiğini duygusal bir yerden açıklıyor; “Kültür; insanın kendini, kendi evinde hissetmesini sağlayacak bir dünya ortaya koymasıdır.” 

Evde olmak güvende olmak

İnsanın kendini evinde yani güvende hissetmesi işte tüm sır bu aidiyet duygusunda saklı. Burada “Genius Loci” yani mekânın ruhu kavramı devreye giriyor. Güzel mekânların ruhu insanın ruhunu da güzel besliyor. Konu bu kadar basit ama çok derin. O yüzden mekânı ve ruhu korumakta fayda olduğu aşikâr. 

Hele de bu eserlerin, zamana iz bırakma gayesi olmadan salt gündelik hayatın parçası olarak tasarlanmış olduklarını bilmek onları daha da çekici kılıyor. Çabasız ihtişam.

Dünya mirası kime emanet?

İstanbul’daki tarihi yapılar 1985 yılından bu yana UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alıyor. Yani insanlığın ortak mirası olarak kabul edilen eserler, "Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi" (1972) uyarınca bulundukları ülke tarafından korunmak zorunda. 

Türkiye elbette yekpare bir yapı değil. Kamu kurumları, özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve ülke sakinleri dünya mirasını koruma sorumluluğuna ortak.

Gelgelelim bunca zamandır bu sorumluluk yeterince dikkate alınmadığı için ortaya çıkan tablo pek iç açıcı değil. En azından Eminönü’ndeki Hanlar Bölgesi için durum böyle. Daha içler acısı yerler de var elbette ama bu kez konumuz Eminönü’nün hanları.

Eminönü ve eşsiz hanları

Kapalıçarşı dünyanın vitriniyse, etrafındaki hanlar bu vitrinin gerisindeki gizli odalar desek yeridir. Şehrin merkezinde yer alan ve geçmişte para akışının en yoğun olduğu yer olan Tarihi Yarımada’nın belki de en az kıymeti bilinen parçaları.

Günün karmaşasında insan trafiği içinde hayatına devam edip, gün sonunda aniden el ayak çekilince kendilerini gösteriyorlar. Hem de ne göstermek! Altın saatlerde gölgeler uzadıkça renkler, mimari incelikler ortaya çıkıyor ve mekânın ruhu taş duvarlarda konuşmaya başlıyor. Merak etmeyin Osmanlıca bilmenize gerek yok, dileyen fotoğraf da çekebilir.

15. yüzyıldan bugüne

İstanbul dünyada en çok han olan şehirlerden. Han geleneği Osmanlı İmparatorluğu’nun şehirlerarası ulaşımı kolaylaştırmak için yaptırdığı kervansaraylara dayanıyor ki bunlara “menzil hanı” da deniyor. Osmanlı bu geleneği Selçuklu’dan almış. Selçuklu öncesinde de pek çok uygarlıkta hanlar var. İşlevleri o çağlar için göz kamaştırıcı.

Hanlarla ilgili ilk araştırmaları yapan isimlerden Dr. Ceyhan Güran, “Türk Hanlarının Gelişimi ve İstanbul Hanları Mimarisi” (1978) isimli kitabında, hanları “Bir........

© T24