Hoş Geldin Ya Şehri Ramazan
yların sultanı, incisi, en kıymetlisi; hoşgörü ve merhametin yeryüzüne indiği o mübarek ay... Karşılarken içimizi kaplayan o tarifsiz sevinçle, uğurlarken yerini bırakan “bir dahaki seneye kısmet olur mu?” hüznüyle yoğrulduğumuz Ramazan-ı Şerif. Ramazan, yalnızca takvim yapraklarında yerini alan bir ay değildir; o, insanın kalbine dokunan, ruhunu arındıran, hatırlamayı ve hatırlatmayı öğreten müstesna bir zamandır. Yıl boyunca dünya telaşına kapılan gönüller, bu ayda sanki derin bir nefes alır; sofralar sadeleşir, kalpler zenginleşir.
Son yıllarda dilimize pelesenk olan “On bir ay çalış, bir ay ye” sözünün asıl amacından sapıp sadece sofralara hapsedilmesi ne acı. Bir ay önceden lüks restoranlarda rezerve edilen, eskilerin tabiriyle “yılanın ödü, kuşun sütü” eksik olmayan o şatafatlı menülerle zenginlerin birbirini ağırladığı bir gösterişe şahit oluyoruz. Oysa bu mübarek ayın getirdiği bolluk, dondurucuları hınca hınç doldurmak ya da mideyi doyurmak değildir. Asıl mesele, on bir ayın dünya telaşı ve gailesi içinde yorulan ruhumuzu dinlendirmektir. Oruç, sadece aç kalmaktan ibaret değildir; dilin kırıcı sözden, gözün haramdan, kalbin kötü düşünceden uzak durmasıdır. İnsan, sabrın ne demek olduğunu en iyi bu günlerde anlar. Gün boyu beklenen bir yudum suyun kıymeti, nimetlerin aslında ne büyük emanet olduğunu fısıldar bize.
Elbette bu kutlu aya hazırlanacağız, sevdiklerimizi iftar sofralarımızda ağırlayacağız. Özellikle........
