Dünya Barış Günü'nde savaş rüzgarları
“Dünya Barış Günü”, faşist Almanya’nın 1 Eylül 1939 tarihinde Polonya’yı işgal ederek başlattığı dünya tarihinin en yıkıcı savaşını belleklerde taze tutmak için seçilmiştir. Çelişkili ama çok anlamlıdır. Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı ülkeleri 1 Eylül’ü Barış Günü olarak seçerken, bundan rahatsız olan güçlerin girişimiyle 1981 yılında BM’de her Eylül’ün üçüncü haftasındaki salı günü “Uluslararası Barış Günü” olarak kabul edilmiş, 2001 yılında da “Barış Günü” 21 Eylül olarak sabitlenmiştir. Ancak birçok ülkede halen Barış Günü 1 Eylül’de kutlanmaktadır. Türkiye ve KKTC’de de böyledir.
Peki 1 Eylül 2026’da dünya barışı ne durumda? Ne yazık ki iyi durumda değil ve gittikçe de kötüleşme eğiliminde. ABD emperyalizmi, Savaş sonrasında, kendi hegemonyasını pekiştirmek ve “komünizme sınır çekmek” adına Vietnam Savaşı’ndan başlayarak saldırganlık gösterilerini aralıksız sürdürdü. Savaş dışı yöntemlerle de ülkeleri içerden ele geçirdi, sol iktidar perspektiflerinin önünü tıkadı (Şili 1973, Türkiye 1980, vs.). Vietnam ve Afganistan yenilgilerine rağmen halen İran’a yönelik kendisi açısından başarısız saldırılarına devam etmekte. İsrail’in Gazze soykırımına arka çıktığı gibi Lübnan (Hizbullah) katliamlarını onaylamakta ve Suriye’nin İsrail’in arka bahçesine dönüştürülmesine göz yummakta. Venezuela operasyonuyla bu ülkenin seçilmiş başkanını derdest edebilmekte ve petrol kaynaklarının çoğuna el koymakta, Küba’ya askeri müdahale tehditlerini arttırmakta. Göreli ekonomik üstünlüğü geriledikçe askeri /ticari/ siyasi dayatmalarını ve ablukalarını pervasızca çoğaltmakta. Açık bir hegemonya transferini engellemek bakımından Çin ile gerilimini daha da tırmandıracağı günler de gelecektir; ama şimdilik el-ense çekmeler döneminden geçilmekte.
Türkiye açısından asıl büyük tehditler ise ABD “dostluğundan” kaynaklanmakta. Tıpkı Kissinger’in 1968’de söylediği gibi: “Amerika’nın düşmanı olmak tehlikeli olabilir, ama dostluğu ölümcüldür”. Şöyle açabiliriz herhalde: Çıkar ortaklığı bittiğinde veya ABD yeniden belirlediği çıkarlar matrisinde artık o ülkeye/harekete yer olmadığına karar verdiğinde, eski “dosta” zarar vermekten çekinmeyecektir ve o ülke/hareket buna tamamen savunmasız yakalanacaktır. Bunun örnekleri Avrupa ve Ortadoğu’da bugünlerde bolca görülüyor esasen.
Türkiye yeni NATO 3.0 konseptine gönüllü yazılarak bölgesinde tırmanan savaşlara sürüklenme tehdidi altında öncelikle. Birinci Dünya Savaşı’ndan daha uzun süredir devam eden Rusya-Ukrayna savaşına ve bununla bağlantılı NATO’nun Karadeniz egemenliğini ele geçirme mücadelesine Türkiye’nin taraf yapılması demek, “Yurtta Barış Dünyada Barış” ilkesinin tamamen tarihe........
