menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

'Size Shakespeare ne lazım, çocuklar'

41 0
25.09.2026

Gündemi takip eden okuyucular, başlıktaki atıfın Nobelli iktisatçı Daron Acemoğlu’nun üniversite eğitimi ve mesleki eğitim konusundaki sözlerine bir gönderme olduğunu fark etmişlerdir. Acemoğlu’nun mesleki eğitim konusundaki görüşlerine sosyal medyada itiraz edenlerden biri olarak, burada itiraz gerekçelerimi biraz daha açmak ve daha sonra ünlü iktisatçının Shakespeareli sözlerine dönmek istiyorum.

Türkiye’de mesleki eğitim tartışmasının son yıllarda daha yoğun olarak yapılmasının, dünyada ve ülkemizde emekçi sınıfların yaşamakta olduğu büyük değersizleşme ile yakından ilgisi var.  

Türkiye’de eğitimde ve eğitim dışında olan gençlik, ülkenin içinde bulunduğu çoklu krizden en derinden etkilenen kesim. Kentlere yığılmış milyonlarca emekçinin çocuklarına sunulan gelecek ise, ucuz işgücüne dayanarak büyüyen hizmet sektörünün bir dişlisi olmaktan daha fazlası değil. İyi bir eğitim görürlerse hizmet sektörünün tavanına, kötü bir eğitim görürlerse bu sektörün tabanına yerleşecekler. Ancak son yıllarda tavan ile taban arasındaki ücret farkları da aşağıya doğru yığılarak birbirine yaklaşıyor.

Gençlere akıl verenlere göre, eğitimin hızla niteliksizleştiği ve nitelikli eğitimin bile değersizleştiği bu çağda, bu sıkışmışlıktan tek kaçış, zanaat öğrenerek kendi emeğini sömürmek. Ancak nereye kaçarlarsa kaçsınlar, genç kuşakları bekleyen hayat aynı: Kazançlarının ya da maaşlarının büyük bir kısmını barınma ve beslenme başta olmak üzere hayatlarını sürdürmelerini sağlayacak asgari gerekliliklere harcamak. Mesleki eğitim ya da üniversite eğitimi tercihine büyük anlamlar yüklense de hiçbir tercih bu gerçeği aşmaya yetmiyor.

Öte yandan, mesleki eğitim tartışması yapılırken Türkiye’de okul çağındaki çocukların ücretsiz işçi olarak sömürülmesini sağlayan MESEM’lere ve İSİG istatistiklerine göre 2025-2026 eğitim-öğretim döneminde çalışırken hayatını kaybeden en az 95 çocuk işçi olduğu gerçeğine değinmemeyi en hafif tabirle bir umursamazlık olarak görüyorum. Çocukların hayatına dair bir umursamazlık bu. Yapılan tartışmalara bakanlar Türkiye’de gittikçe büyüyen bir “mesleki eğitim” alanı olmadığını zannedebilir. Halbuki çocuklar zaten meslek edindirme adı altında uzun saatler boyunca kendilerine uygun olmayan fiziksel ve sosyal koşullarda, sözlü ve fiziksel şiddete uğrayarak çalıştırılıyorlar.

Biraz da Türkiye dışına uzanarak “mesleki eğitim miti”ne yakından bakalım. Öğrencilerin akademik başarılarına göre mesleki eğitime yönlendirilmesi denilince akla ilk gelen ve en sık örnek gösterilen ülke Almanya. Almanya’daki üçlü lise sistemi çocukların akademik başarılarına göre en düşükten en yükseğe; Hauptschule, Realschule veya Gymnasium’a gitmesini öngörüyor. Üniversite yolu ise sadece Gymnasium’a kabul edilen çocuklar için açık.

Sonuç ise aslında adı konulmamış bir yarı kastlaşma. Çünkü istatistikler çocukların ailelerinin sosyoekonomik durumuna uygun bir şekilde bu okullar arasında dağıldığını; yani toplumun en alt tabakasının çocuklarının Hauptschule’ye, en üst........

© soL