İfade özgürlüğünün sınırları: Selçuk Bayraktar ve milyar dolarlık serveti
"Ve Nehlüdov'un fark ettiği şey, tüm bu kurumların—mahkemelerin, yönetimlerin, ordunun—sadece bir tek amaç için var olduğu gerçeğiydi: Ayrıcalıklı azınlığın, halkın çoğunluğunu soyup soğana çevirirken kendilerini korumaları için."
"Eğer insanlar İsa'nın, 'Kötülüğe karşı direnme' emrini çiğnedikleri için binlerce yıldır haksızlık, şiddet ve ıstırap çekiyorsa, tek yapılacak şey bu emre uymaktı. Bütün yapması gereken buydu. Mahkemelerin ve devletin varlığını tanımamak, boyun eğmemek ve şiddete katılmamaktı."1
İfade özgürlüğünün sınırlarını, nereden başladığı ve nereden sonlandığını Selçuk Bayraktar’ın işinde uzman ve avcı avukatlar ordusundan öğrenmedik. İyi ki böyle bir şey olmadı, zira bunun sonucunda yurttaşın temel haklarından birinin aslında hiç var olmadığını keşfetmiş olurduk. Her şey 2024 yılında Forbes listesine ilişkin yapılan bir X paylaşımını alıntalamam ve şu yorumu yapmamla başladı: “SİHA mucizesi! Kamunun tüm zenginliğini, hatta bilgi birikimini darı ambarı gibi yağmala sonra milletin karşısına geç, kahraman pozu ver. Kazan kazan dedikleri şey bu olsa gerek.”
İfade özgürlüğünün kaynağını, bunun siyasi ve edebi ilhamını büyük Rus yazar Lev Nikolayeviç Tolstoy’dan alan bir yazarın, bugünün Türkiye’sinde başına her türden iş gelebilir. Selçuk Bayraktar’ın hukuku bir tecim eşyasına indirgeyen avukatlarının tam da bu bağlamda derdinin çok katmanlı bir saldırı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Yoksul Anadolu halkının varlıklarıyla yaratılan adalet sisteminin böylesine basit bir konu yüzünden meşgul edilmesi, zamanla birlikte büyük bir enerji ve maddi kayıptır. Oysa böylesi bir davanın, hukuk felsefesine hakim her insan tarafından absürt bir dava olduğu rahatlıkla söylenebilecektir. Selçuk Bayraktar, bu yazıyı okur mu, bilemiyorum. Neticede sesimin fildişi kulelere çıkıp çıkmadığını bilmiyorum. Böyle bir mucize gerçekleşirse eğer Selçuk beye tavsiyem, avukatlar ordusunu değiştirmesi yönündedir. Neticede mahkemenin elime ulaşan gerekçeli kararı, önemli bir ders niteliği taşımaktadır. Ancak öncesinde girişteki uzun alıntıya dönelim...
Türkiye, sermaye sınıfı açısından dikensiz bir gül bahçesidir. Bu bile sermayenin saldırganlığına son vermemektedir. Aslında biraz işin doğası da budur. Sınıf çatışmalarında geriye çekilen ve mukavemet etmekte tereddüt eden taraf (işçi sınıfı) ve o tarafı savunanlar ardı arkası gelmeyen saldırılara göğüs germek zorundadır. Bu da bize geriye çekilmenin sınırının olmadığını gösteriyor. Grev yasaklarıyla gelen saldırı dalgası, düşünce ve ifade özgürlüğünün zapturapt altına alınmasına kadar uzanmaktadır.........
