Yurttaş, yoldaş…
Her büyük hamle kendi dilini de kurar. Büyük Fransız Devrimi de kurmuştu… Sadece devrimciler kendi aralarında ve kürsülerde değil, sıradan insanlar sokakta birbirlerine “yurttaş” diye seslenir oldu. Sözcük bizde yurt’tan türemiş; bir dizi Batı dilinde kent’ten… Ama kavram belli: Eşit olmayan kastların varlığını esas alan eski düzen çöpe atılmakta, aynı ülkeyi paylaşanların arasında olası her tür eşitsizlik reddedilmektedir. İnsanların birbirlerine her hitap edişte eşit olduklarını tekrarlamaları yepyeni, çok değerli ve devrimci bir durumdur.
İlerleyen on yıllarda solda yurttaş’ın yerini yoldaş’ın alması nedir peki? Sözcük bizde birlikte yürümeyi esas alıyor. Bir dizi Batı dilinde, “oda” kökeninden gelip “ortak yaşam”a, yaşamı paylaşmaya çıkıyor. Bir dönem en yaygın kullanıldığı dillerin başında gelen Rusça’ya Türkçe “davar”dan girmiş, ama kökendeki anlam “sürü”den, “iş”ten geçip “değerli”ye kadar gelmiş…
Etimoloji karmaşıklığı bir yana, “yoldaş”, hiç kuşkusuz yurttaş’ın eleştirisidir.
Çünkü yurttaşlığın ortaya attığı eşitlik, sınıflara bölünmüş toplumlarda yanılsama olmanın ötesine geçememişti. Bütün insanların eşit doğduğu tezi, gerçek durumu betimlemez ki...
Tezin gücü, koskoca bir yalan olmasından değil, eşitliğin insanlığın önüne bir hedef, bir mücadele programı olarak konmasından gelir. Eğer eşit hale gelmek için mücadele edilmeyecekse, sadece eşit doğduğumuz, yaşarken de eşit olduğumuz varsayılacaksa, yoksullar basbayağı ağır biçimde kandırılıyor ve kazıklanıyorlar demektir. Sömürenler sömürülenlere “eşitiz işte” demektedirler; daha ne istiyorsunuz!
Kapitalizmin yerleşmesinden önce eşitsizlik meşruydu, kaçınılmaz kabul ediliyordu. İnsanların bir........
