menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Korkaklığın çerçevesi

47 0
08.08.2026

Son yazımda “belki haftaya” demiştim, ama “ana dil” başlığını erteliyorum... Konunun güncelliği azaldığından değil. Tersine ülkenin sorunlarını yüzeydeki görüngülere kilitleyen “sağcı muhaliflik” Meclis’te ortalığı boş buldu. Meclis önemli değil; önemli olan, aslında “majestelerinin muhalifi” olmaktan öteye geçmeyen bu akımın, Devrimci Cumhuriyetçiliğe uyguladığı baskının şiddetlendiği yönündeki emarelerin artması. Bölünme tehdidinin ana dil özgürlüğünden kaynaklandığı fikri bu emarelerden biri. Öte yanda, demokratikleşmeyi, hatta sosyalizmi “kimlikler” üstüne bina eden solun verdiği resim, 2016 sonrasında çöktüğü sanılan Yetmez Ama Evet’ten farksız. O cenahta da ana dil, zamandan ve mekândan büsbütün bağımsız bir özgürlük ilkesi olarak mutlaklaştırılıyor. Geçerken tekrar edeyim, yurttaşlarımızın ana dilleri hepimizindir. Kim, bölgesel asgari ücret savunucularından, toplam servetin yarısının üstüne oturan yüzde bir-ikilik kesimden daha bölücü olabilir?

Durum böyle, ama “Çerçeve” Meclis’ten geçmek üzereyken benim öncelikle dikkat çekmek istediğim, sürecin şaşırtıcı bir ürkeklikle yürütülüyor olması...

O kadar ki, tasarıda “yasayı uyguladık diye sonradan suçlanmayalım” diye önlem almışlar! Demek ki, metni yazanlar batağa saplanabileceklerini hesaba katmış. Haklılar; çünkü iki yıldır demokrasi, barış, birlik, iç konsolidasyon, dış yayılma, şu kadar yüzyıllık rehavet veya parantez, pazarlık yok… falan diye atıp tuttuktan sonra ortaya sadece bir kısmi af tasarısı çıkartabildiler. Biçimsel olarak bile hukuksal bir metin yazamamak cehaletten kaynaklanıyor olamaz. Cahil olmaları bir yana, asıl, ürküyorlar!

“Bu bir af yasası değildir” tezi, uygulamakla yükümlü olacak memurları bile sonsuza kadar sorumsuz ilan etmeleriyle, yani affa dâhil etmeleriyle şakaya dönüşüyor. 360’ı yani bir “af kanunu” için........

© soL