We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Havuz problemi, içki problemi ve Ekrem İmamoğlu

51 3 0
27.06.2019

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, seçimden birkaç gün önce Binali Yıldırım ile televizyonda tartışırken İstanbul Belediyesi’nin sosyal tesislerinin “içkisiz” olmaya devam edeceğini açıkladı. Bunun güvencesini verirken de, Beylikdüzü’ndeki beş yıllık belediye başkanlığı döneminde dokuz sosyal tesis açtığını ve bunların tümünün içkisiz olduğunu hatırlattı. İmamoğlu, yüzme havuzlarının da saat düzenlemeleriyle bazen karışık olacağını, bazen de sadece kadınlara hizmet vereceğini söyledi. Tam olarak ne dediğini de hatırlayalım:

“Duyuyorum, neymiş, efendim, belediyenin sosyal tesislerinde alkol olacakmış... Ya, ben dokuz tane sosyal tesis açtım Beylikdüzü’nde, birinde alkol var mı Allah aşkına? Bizim dönemimizde açıldı, beş yılda. (...) Neymiş efendim, kadını erkeği aynı yerde havuza girecekmiş... Ben iki tane havuz açtım, saatleri ayrı günleri ayrı...”

Benden, İmamoğlu’nun bu sözlerini artıların eksileri götürdüğü ölçüsüyle bir değerlendirmeye tâbi tutmam istense, bu sözlerin sıfır toplamlı olduğunu söylerim. Çünkü İmamoğlu havuz problemini doğru bir biçimde çözmüş görünürken, aynı performansı maalesef içki probleminde gösterememiş.

Çünkü çok ve çoğul tercih imkânı sağlam bir demokrasi ölçüsüdür ve kanaatimce İmamoğlu havuz probleminde demokrat, içki probleminde ataerkil-otoriter bir tutum sergilemiştir.

Bu meselede doğru tutum, belediyenin hem içkisiz hem de içkili sosyal tesisleri hizmete açmasıdır; çünkü bu konuda toplumsal talep iki yönlüdür ve bunlardan birini dikkate alıp öbürünü almamak demokratça bir tutum değildir.

Toplumsal talepler ve kamu otoritesi

Bir devlete "demokratik" karakterini veren en önemli niteliklerden biri, o devletin farklı hayat algılarına ve tarzlarına sahip vatandaşlarının tercihlerine saygı göstermesidir. O da yetmez, devlet, o tercihlerin yerine getirilmesi için üzerine düşeni de yapmalıdır.

Bu ölçü, toplumların sivilleşme derecesini belirleme açısından da son derece işlevseldir: Bir toplumda bireyler ya da toplumsal gruplar, benimsedikleri değerler ya da hayatı yaşama biçimleri açısından anlamlı olmasa da, başkaları için anlamlı olan tercihleri saygıyla karşılıyorlarsa, o toplum "sivil" bir toplumdur.

Bu tablonun zıddında devlet, "kendi toplumunun" da desteğiyle, toplumun geri kalan bölümünü "doğru" değerlere ve "doğru" hayat tarzlarına zorlar.

Aslına bakılırsa, Türkiye’de toplum, sivilleşmenin bu ölçüsü açısından hatırı sayılır bir mesafe kat etti. Bölünmüş toplum kesimleri bir zamanlar kendisine anlamlı gelmese de başkaları için anlamlı olan tercihlerin kullanılması durumunda sanki kendi tercih imkânlarının daralacağını düşünüyor, o nedenle de başka toplumsal kesimlerin tercihlerine karşı düşmanca bir tutum benimsiyordu.

Fakat farklı hayat tercihleri olan toplumsal kesimler zamanla gördüler ki, bu negatif tutum,........

© Serbestiyet