Samurayların Mirası: Japonya, Senegal ve Hırvatistan.
Japonya, turnuva boyunca rakiplerine karşı eski çağlardan miras kalan bir savaşçı ahlakıyla yaklaştı. Samuray geleneğinin temelinde bulunan cesaret, sorumluluk ve onur duygusu, sahadaki her tercihine yansıdı. Rakibini bekleyen değil, karşılayan bir takım oldular. Savunmayı kendi ceza sahasının önüne yığarak güvenli alan aramadılar. Israrla yüksek blokta kaldılar; risk aldılar, alan bıraktılar ama oyun kimliklerinden vazgeçmediler.
Bu tercih tesadüfi değildi. Teknik direktör Hajime Moriyasu, alçak bloğun sağlayacağı kısa vadeli avantajları kuşkusuz biliyordu. Buna rağmen daha büyük bir hedefin peşindeydi. Japon futbolunun dünya futbol kültürünün kalıcı ve saygın aktörlerinden biri haline gelmesini istiyordu. Kimliksiz sonuçlar yerine karakter sahibi bir oyun inşa etmeyi seçti.
Sahadaki uygulama da bu düşüncenin karşılığıydı. Oyuncular her bölgede sayısal üstünlük üretmeye çalıştı. Topun yönünü ve temposunu büyük bir ustalıkla belirlediler. Pas organizasyonlarında zaman zaman İspanya’yı hatırlatan kombinasyonlar kurdular. Rakip savunmanın arkasına koşuları doğru zamanladılar. Kanatları hem genişlik hem derinlik üretmek için etkili kullandılar.
Top rakibe geçtiğinde disiplinleri daha da belirginleşti. Brezilya gibi teknik kapasitesi çok yüksek bir takıma karşı bile alan savunması ilkelerinden kopmadılar. İkili ve üçlü sıkıştırmalarla top kazandılar. Top kaybedildiği anda ilk presi topu kaybeden oyuncu başlattı. Turnuvada hiçbir ekip, Japonya’nın kolektif baskı temposunu ve motorik disiplinini aynı süreklilikte sürdüremedi. Futbolun kaderi her zaman emeğin karşılığını vermiyor. Biraz daha adil davranmış olsaydı, Japonya bugün hâlâ turnuvanın içinde olabilirdi.
Benzer bir ruh, Senegal’in oyununda da kendisini gösterdi. Özellikle Belçika karşısındaki mücadele, skorun ötesinde okunmayı hak eden bir........
