menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tüm zamanların sloganı: Üreten Biziz, Yöneten de Biz Olacağız!

10 0
05.03.2026

Yukarıdaki karikatür Yeraltı Maden İş Sendikası’nın Maden İşçisinin Sesi gazetesinde 1975 yılında yayımlanmış. Sağa giden ok gidişatı, sola giden ok gelecek olanı ima ediyor. Gidişat şöyle: İşçi tek başına tüm yükü taşıyor ve sermaye ile siyasi iktidara çıkan kömürü veriyor. Gelecek olan ise şöyle: İşçiler birlikte olduğunda ve gidişatı değiştirmek için harekete geçtiğinde kömür kendilerinde kalıyor; yani artık hem üretiyorlar hem de kendi emeklerinin ürünü olan kömür üzerinde söz ve karar hakları oluyor. Bu karikatürün bize anlattığı gerçeğe dönüşmeye başlıyor ve yaklaşık beş sene sonra Yeni Çeltek madencileri bir buçuk ay kadar hem işyerini hem de kömürü fiili olarak yönetiyor. Bu hareket 12 Eylül 1980 darbesiyle birlikte şiddetle bastırılıyor.1

Üretenin yöneten olduğu Yeni Çeltek deneyimini bir an olarak düşünelim. Bu anda, sınıf kendisini kolektif ve siyasal bir özne olarak kurmaya başlıyor. Bir yandan da sadece üretim noktasında değil, kapitalizmin yeniden üretildiği gündelik hayatta da ilişkiler dönüşüme uğruyor. Bu ilişkilerin dönüşme potansiyeli, insanların kendi hayatları hakkında söz ve karar yetkisine sahip olmasıyla gerçekleşiyor. O döneme şahitlik eden ve mücadeleye katılanların anlattığından anlaşıldığı gibi, bu süreçler ilmek ilmek örülmüş. Örneğin, Yeraltı Maden İş Sendikası’nın işçiler tarafından sahiplenilmesi, kömür üzerinden gelişen şiddetli saldırılarda birlik olunması, üç büyük grev, işçi konseyinin ve direniş komitelerinin oluşumu gibi hepsi aynı dönüşüm mekaniğinin parçası olan çok çeşitli mücadele pratikleri var.

Aslında şunu söylemek istiyorum: mücadeleler anlar ile süreçlerin toplamından oluşuyor ve onların etkileri zamanlar ve mekânlar arasında yolculuk edebiliyor. Yukarıdaki karikatürde sola yönelmiş ok gelecek olanı gösterirken aslında bir zaman sınırlaması koymuyordu. Ama bu bir “geçmişten geleceğe aktarmak” değil. Direniş deneyimlerinden öğrenip onları yeni bağlamlara ve zamanlara uyguladığımızda, eskiden gelen bir slogan yepyeni bir slogana dönüşüyor. Aynı bugün Kınık’taki madencilerin hep birlikte seslenişinde olduğu gibi. Artık “üreten biziz, yöneten de biz olacağız” sloganı, işyerleri elinden alınan, hakları verilmeyen, susturulmak istenen 2026 yılında Kınık’taki madenciler için de çok şey anlatıyor. Bundan daha güzel bir tarihe selam olabilir mi? Madenciler günlerdir emeklerinin karşılığı olan ücretlerini ve ek haklarını almak için çabalıyordu. Ancak talepleri kabul edilmedi; hatta görmezden gelindi, sessizleştirilmek istendiler. Onlar da işyerlerini ve çıkardıkları kömürü kendileri yönetme kararı aldılar. Belki bu karar bir an olacak. Ama ne madenciler ne yaşadıkları bölgedeki halk artık eskisi gibi olmayacak. Direniş dönüştürecek. Gelecek olan yeni hareketlere de kaynak olacak. 

Bağımsız Maden İş’in o bölgede uzun süredir yürüttüğü dikkatli ve özverili örgütlenmenin bize bugün yeniden gösterdiği ise, yalnızca kriz anlarını beklemeden, sınıfın ve halkın içinde, onların diline tercüman olarak ama onlardan kopuk olmadan, yatay ve yerelden uzun süreli örgütlenmenin sonuç verdiği. Buradaki en somut sonuç madencilerin o barikatı hep birlikte yıkmasından başka bir şey değildir. Barikat yıkılırken görünen; adaletsizliğe, görülmemeye, duyulmamaya karşı çıplak bir öfke değil, o öfkenin örgütlü ve stratejik bir hareketle ifade edilmesiydi. Sırf bu görüntü bile örgütlenme için ne kadar çok emek verildiğini anlamamıza yardım ediyor. Ama en çok da kendi emekleri üzerinde söz sahibi olma hakkının madenciler için bir karşılığı olduğunu anlatıyor.

Son olarak, bazı yapısal değişkenleri de dikkate almak gerekir. Kömür madenlerinin, uzun vadeli yatırım arayışındaki dış sermayeye aktarılması, bir dönüşüm arayışına işaret ediyor olabilir. Yani kısa vadede Türkiye kömür üretiminden çıkamasa da uzun vadede kömür politikalarının değişime uğraması mümkün olabilir. Bu durumda başka madenci direnişleri de gelişebilir. Kınık ve çevresindeki mücadele örnekleri bu açıdan da izlenmesi gereken değerli deneyimlerdir. Bu anlamda özyönetim kavramı ve uygulamaları üzerine daha çok düşünmeye ihtiyacımız olduğuna inanıyorum. Bu sebeple gelecek yazı özyönetim fikrini tartışacak.

1 Yeni Çeltek 1975-1980 yılları arasında gelişen çok kapsamlı bir işçi ve halk mücadelesi örneğidir. Bu yazıda bu deneyimi anlatmak değil, sadece bugüne bir köprü kurmak istedim. Yeni Çeltek ile ilgilenenler detaylı çalışmama şuradan ulaşabilirler: https://libsearch.ceu.edu/discovery/fulldisplay?docid=alma991003709115908861&context=L&vid=43CEU_INST:VU1&lang=en&search_scope=MyInst_and_CI&adaptor=Local%20Search%20Engine&tab=Everything&query=title,exact,CEU%20Sociology%20Department%20master%20theses,AND&sortby=title&mode=advanced&pfilter=dr_s,exact,20250101,AND&pfilter=dr_e,exact,20251231,AND&offset=10%201


© sendika.org