Kızıl Îcâz Dersleri–26
Müfred Lafzın İki Kısmı: Küllî ve Cüz’î
Önceki dersimizde lafızları müfred ve mürekkep diye ayırdık. Şimdi müfred lafzın mânasına bakıyoruz: Bir mâna, kendi başına birden çok ferde uygulanabilir mi, yoksa belirli bir ferdi mi gösterir? Mantığın küllî ve cüz’î ayrımı bu soruyla başlar.
Süllem’den konuya geçişÖnceki derste okuduğumuz:
مُسْتَعْمَلُ الْأَلْفَاظِ حَيْثُ يُوجَدُ
إِمَّا مُرَكَّبٌ وَإِمَّا مُفْرَدُ
فَأَوَّلٌ مَا دَلَّ جُزْؤُهُ عَلَى
جُزْءِ مَعْنَاهُ بِعَكْسِ مَا تَلَا
Bu beyitler, lafzın müfred veya mürekkep olmasını açıklıyordu. Şimdi müfredin gösterdiği mânanın kapsamını ele alıyoruz. Takip eden beyit ve ona bağlı haşiyenin lafzını esas nüshayla satır satır karşılaştırmadan Üstad’a ait bir ibareyi doğrudan alıntı diye sunmuyoruz.
Küllî nedir?
Küllî, tasavvur edilmesi bakımından birçok ferde yüklenmeye engel bulunmayan mefhumdur. «İnsan» mefhumu Ahmet, Mehmet ve başka fertlere uygulanabilir. Gerçekte tek örneği bulunsa, hatta hiç ferdi bulunmasa bile, sırf bu durum mefhumun küllî olmasını ortadan kaldırmaz. Buradaki ölçü dış dünyada kaç ferdin mevcut olduğu değil, mefhumun kendisinde ortaklığa engel bulunup........
