menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kızıl Îcâz Dersleri-25

5 0
10.10.2026

LAFIZLARIN İKİ YAPISI: MÜFRED VE MÜREKKEP

Önceki derslerde lafzın mânaya mutabakat, tazammun ve iltizam yollarıyla nasıl delâlet ettiğini gördük. Süllem şimdi lafız bahislerinde yeni bir tasnife geçiyor: Kullanılan her lafız ya mürekkeptir ya müfred. Bu ayrım, kelimenin harf sayısına değil, parçalarının kastedilen mânanın parçalarına delalet edip etmemesine dayanır.

1. Süllem'in Asıl Metni

Kullanılan lafzın taksimi:

Metin:
فَضْلُ فِي مَبَاحِثِ الْأَلْفَاظِ
مُسْتَعْمَلُ الْأَلْفَاظِ حَيْثُ يُوجَدُ إِمَّا مُرَكَّبٌ وَإِمَّا مُفْرَدُ
فَأَوَّلُ مَا دَلَّ جُزْؤُهُ عَلَى جُزْءِ مَعْنَاهُ بِعَكْسٍ مَا تَلَا

Yaklaşık Mânası: "Kullanılan lafız, bulunduğu her durumda ya mürekkep yahut müfreddir. Bunların ilki, bir parçası kastedilen mânasının bir parçasına delalet eden lafızdır; ardından gelen müfred ise bunun aksidir."

"Ali yazdı" sözünde "Ali" ve "yazdı" parçalarının her biri, bütün cümlenin kastedilen mânasından bir parçaya delâlet eder; bu sebeple söz mürekkeptir. "Abdullah" bir şahsın özel adı olarak kullanıldığında ise "abd" ve "Allah" parçaları o şahsın kastedilen mânasının parçaları değildir; bu kullanımıyla lafız müfreddir.

2. Bediüzzaman'ın Kızıl Îcâz Şerhi

a. Taksim, kuşatıcı bir hüküm hâlindedir

Bediüzzaman ilk beyti yalnız iki terimi sıralayan bir cümle olarak okumaz. "Müstamelü'l-elfâz" tamlamasındaki umumu ve "haysü" kaydını takip ederek taksimin kuşatıcılığını gösterir: Kullanılan her lafız, her zaman ve her vaziyette bu iki kısımdan birine girer.

Cümle biçim bakımından yüklemli bir önermedir; fakat "ya... ya..." tereddüdü sebebiyle ayrık önermeye benzer. Tereddüt iki ayrı hüküm arasında değil, aynı yüklemin iki parçası arasındadır. Böylece nazım, hem sözü kısaltır hem taksimin hiçbir ferdi dışarıda bırakmadığını bildirir.

b. "Mürekkep ile beraber" ve "parçalardan mürekkep" inceliği

Şerhte, mürekkep kelimesinin "beraberlik" mânası taşıyan ifade içinde tek başına bir unsur gibi durduğu; "-den mürekkep" denildiğinde ise parçalarıyla birlikte düşünüldüğü belirtilir. Bu dil inceliği, tanımın kendisini de öğretir: Mürekkipte birden fazla parça, tek bir maksatlı mânayı kurmak üzere yan yana gelir.

Asıl Ölçü: Bediüzzaman'ın asıl ölçüsü şudur: Mürekkep lafzın işitilen sıraya göre tertip edilmiş bir parçası, bizzat ve kastedilmiş olarak, bütün mânanın işe yarayan bir parçasına delâlet etmelidir. Bu kayıtlardan biri düşerse lafız mantık bakımından müfred sayılır.

c. Müfred: Başkasının yokluğu değil, başkasını dikkate almamak

Müfred, "hiçbir parçası bulunmayan ses" demek değildir. Birçok müfred lafız harflerden, hatta sözlük bakımından mânalı görünen parçalardan oluşabilir. Ölçü, o parçaların mevcut olup olmaması değil, kullanılış sırasında onların ayrı mânalarının kastedilip edilmemesidir.

Şerhin çok ince ifadesiyle müfred, "başkasının yokluğunu dikkate almak" değil, "başkasını dikkate almamak"tır. Bir özel isimde parçalar bulunabilir; ancak konuşan kişi o parçaların ayrı mânalarını hedeflemiyorsa isim yine müfreddir. "Abdülmecid" adı bir şahsı gösterdiğinde, "abd" parçasından kulluk mânası ayrıca kastedilmez.

Bu fark mantıkta iki hâli ayırır:

• Yokluğu dikkate almak: Başka unsurun bulunmadığını hükme katmak.

• Dikkate almamak: Başka........

© Risale Haber