Risale-i Nur’da Sünnet-i Seniyye ve Muhabbetullah İlişkisi-1
Risale-i Nur Külliyatı’nın müellifi olan Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar kitabının 11. Lem’asını sünnet-i seniyye konusuna tahsis eder. Sünnet-i seniyyeyi sınıfları, insanın manevi yolculuğundaki rehberlik cephesi, mekarim-i ahlak ve edeb ile bağlantısı, muhabbetullaha vesilelik yönleri ve muhabbetullahı kazandırması gibi çok cepheleriyle 11 Nükte içinde ele alır. Allah Resulü’nü “1300 sene önce yaşamış bir çöl bedevisi” ve Kur’an’ı da bir “çöl kanunu” olarak eğitim müfredatında yeni nesillere lanse etmek isteyen mevcut rejimin propagandalarına bir cevap mahiyetinde bu risaleyi 1933 yılında kaleme almıştır. Said Nursi’nin bu çalışmasının önemini gösteren en büyük delil 1947 yılında kendisiyle tanışan ve talebesi olan muallim Mustafa Sungur’dur. Kendisi Kastamonu Gölköy Köy Enstitüsü’nde yetişen bir öğretmendir. Dindar bir ailede yetişmesine rağmen Köy Enstitüsü’nde bütün talebelere ve kendisine deist bir mantık aşılandığını hatıralarında vurgular.
Bediüzzaman Said Nursi, 11. Lem’anın 10. Nüktesi’ni sünnet-i seniyye ve muhabbetullah konusuna ayırır. Sünnet-i seniyye ile muhabbetullah arasındaki ilişkiyi 3-4 yönlü olarak ele alarak izah eder. İzahlarında makalenin devamında göreceğimiz üzere ontoloji, epistemoloji, estetik, mantık, dil felsefesi, etik gibi bilim dallarına ait temel kaidelerden faydalanarak çok sağlam, tutarlı ve sağlıklı bir düşünce sistematiğini bizlere sunar.
Said Nursi, muhabbetullah ile sünnet-i seniyye bağlantısını Kur’anın bir ayeti merkezinde olarak açar.[1] İlgili âyet Âl-i İman suresi, 31. âyettir.
قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللهَ فَاتَّبِعُونِى يُحْبِبْكُمُ اللهُ
Âyetinde i’cazlı bir îcaz vardır. Çünkü: Çok cümleler, bu üç cümlenin içinde dercedilmiştir.
[İ’caz ve îcaz farklı şeyler. İ’caz, muhatabını aciz düşürecek derecede ilmî ve edebî bir üslup kullanarak bir sözle anlatmak istediği mesajı karşı tarafa aktarmaktır. Buna terminolojide manevi mucize deniliyor. Vahiyler, bu tarz ilmî ve manevi mucizelerdir. Aynı sözle farklı seviyede ve farklı asırlarda bulunan kişilere hakikati tabaka tabaka ders vererek geliştirmek bir mucize ve bir i’cazdır. Îcaz ise veciz söz söylemek, az sözle muhatabını ikna edecek şekilde konuşmaktır. Âyetlerde bu iki boyutun bir arada bulunması mucizeler mucizesidir. Çünkü söz azaldıkça, kullanılacak kelime ve üslup da daralır ve zorlaşır.]
Şöyle ki: Şu Âyet diyor ki: “ALLAH’a (celle celâlühü) îmanınız varsa, elbette ALLAH’ı........© Risale Haber
