Bediüzzaman’ın Deha-i Nurani Sahibi Yeğeni, Manevi Evladı: Abdurrahman Nursi-5
Değerli dostlar! Bu yazımızda Abdurrahman Nursi’nin Bediüzzaman Said Nursi’den ayrıldıktan sonraki Ankara hayatını ve amcası Bediüzzaman ile yeniden diyalog kurup mektuplaşmasını, Bediüzzaman’ın bundan duyduğu sevinci, sonrasında vefatını ve amcasının bundan duyduğu üzüntüyü anlatmaya çalışacağız inşaallah.
Abdurrahman Nursi Ağabey’in Bediüzzaman Said Nursi’den ayrıldıktan sonraki hayat serüveni hakkında maalesef net bilgilere sahip değiliz. Abdurrahman Ankara’ya yerleştikten sonra Mecliste görevli olarak çalışmaya başlar; fakat amcasından ayrıldıktan sonra bir türlü istediği huzuru ve rahatı bulamaz. Amcasından ayrılığı ona sürekli ıstırap ve sıkıntı vermektedir.1 Bediüzzaman, Abdurrahman’ın kendisinden ayrıldıktan sonraki durumu hakkında şöyle der: “Biraderzadem merhum Abdurrahman, sekiz seneden beri benden ayrılıp dünyanın gaflet ve evhamlarına bulaştığı halde, şahsıma karşı haddimden çok fazla hüsn-ü zannı varmış. Bende olmayan ve elimden gelmeyen himmeti istiyor ve meded bekliyordu. Kur’an-ı Hakîm’in himmeti imdadına yetişti. Haşre dair olan Onuncu Söz’ü, vefatından üç ay evvel eline yetiştirdi. O Söz onu manevî kirlerinden ve evham ve gafletten temizlemekle beraber, âdeta mertebe-i velayete çıkmış gibi vefatından evvel yazdığı mektubunda üç zahir keramet izhar etmiş. Yirmi Yedinci Mektup’un fıkraları içinde dercedilmiş, müracaat olunsun.”2
Abdurrahman Nursi, amcasından 1923 yılında ayrılmış, Ankara’da kalmıştı. Orada evlenmiş, bir memuriyete girmiş sosyal hayata atılmıştı.3 Bediüzaman Ankara’dan ayrıldıktan sonra İstanbul’a oradan da Van’a gitmişti. Bu arada Ankara hükümeti tamamıyla İslam aleyhtarı bir yapıya bürünmüştü. Bunun neticesi 1925 yılında Şeyh Said Kıyamı meydana gelmişti. Bediüzzaman, hadiseye karışmamasına rağmen Batı Anadolu’ya nefyedilmişti. Abdurrahman’ın amcası Bediüzzaman ile irtibatı tamamen kesilmişti. Üstad’ın nerede olduğunu bilmiyor, çok merak ediyordu. Nihayet Tahsin Efendi4 vasıtasıyla Üstad’ın Barla’da olduğunu öğrenir. Ve hemen mektup yazar. Abdurrahman’ın Barla Lahikası’nda yer alan mektubu şu şekildedir:
بِاسْمِهِ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ
“Ellerinizden öper, duanızı dilemekteyim. Sıhhat haberinizi, irşad edici olan Onuncu Söz risalenizle beraber Tahsin Efendi vasıtasıyla aldım. Çok teşekkür ederim. Evvelce gerçi emrinize muhalefet ederek muhterem ve değerli amcamdan ayrıldığıma pişman olmuş isem de ve itabınıza müstehak olmuş isem de, bu da mukadder imiş. Ve Cenab-ı Hakk'ın emr ü iradesiyle ve belki de bizim için hayırlı olduğu için oldu. Binaenaleyh ben cehalet saikasıyla bir kusur yaptım ve belasını da çektim. Bundan sonra çekmemek için afvınızı rica ve duanızı dilerim.
Aziz mamo! {(*): Kürdçe "Amcacığım" demektir.} Şunu da şurada arzedeyim ki: Himaye ve himmetiniz sayesinde, din ve âhiretime dokunacak ef'al ve harekâttan kendimi muhafaza ettim ve etmekte berdevamım. Gerçi dünyanın değersiz çok musibetlerini gördüm ve çektim ve birçok da lezaiz ve safasını gördüm, geçirdim. Hiç bir vakit ve hiç bir zaman unutmadım ki; bunların hepsi hebâ olduğu ve dünyanın Allah için olmayan lezaiz ve safası neticesi zillet ve şedid azab olduğu ve dünyada Allah için ve Allah'ın emir buyurduğu yollarda çekilen ve çekilmekte olan mezahim neticesi, sonu lezzet ve mükâfat verildiğini bildiğim ve iman ettiğimden, fena şeylerin irtikâbından kendimi muhafaza edebildim. Bu his ve bu fikir ise terbiye ve himmetinizle zihnimde ve hayalimde yer yapmıştır. Hakikat böyle olduğunu bildiğim için, bütün meşakkatlere şükür ile beraber sabretmekteyim.
Şimdi amcacığım ve büyük üstadım! Habis olan nefsimle mücadele edebilmek ve onun hevaî ve bilâhere elem verici olan arzularını yapmamak ve dinlememek için teehhül etmek mecburiyetinde kaldım ve şimdi artık her cihetle Cenab-ı Hakk'ın lütf u keremiyle rahatım. Kimsenin dediğini şer ise duymamazlığa gelir ve kimse ile fena hasletleri kapmamak için ihtilat etmemekteyim. Dairede müddet-i mesaîden hariç zamanlarımı kendi evimde Cenab-ı Hakk'ın şükrü ile geçiriyorum. Bundan başka ey amca, sizden sonra şimdiye kadar en çok beni ikaz ve fena şeylerden men'eden, üstadı a'zam ve mürşidim olan bu âyet-i kerimeden duyduğum ve hissettiğimdir.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيم
اَلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلٰٓى اَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَٓا اَيْدٖيهِمْ وَتَشْهَدُ اَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ5 Ve öyle biliyorum ki; o gün de pek yakındır. {(Haşiye): Cây-ı dikkattir, vefatını haber veriyor.}
اَللّٰهُمَّ لاَ تُخْرِجْنَا مِنَ الدُّنْيَا اِلاَّ مَعَ الشَّهَادَةِ وَ اْلاِيمَانِ duam bu ve itikadım böyledir ve böyle de iman ederim: {(Haşiye-1): Hem iman ile gideceğini haber veriyor.}
آمَنْتُ بِاللّٰهِ وَ مَلٰئِكَتِهِ وَ كُتُبِهِ وَ رُسُلِهِ وَ بِالْيَوْمِ اْلآخِرِ وَبِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَ شَرِّهِ مِنَ اللّٰهِ تَعَالَى وَ الْبَعْثُ بَعْدَ الْمَوْتِ حَقٌّ اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلهَ اِلاَّ اللّٰهُ وَ اَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللّٰهِ {(Haşiye-2): Âhir nefesteki kelimat-ı imaniyeyi âhir-i mektubunda zikretmesi, dünyadan kahramancasına imanını kurtarıp öyle gideceğine işaret eder.} Biraderzadeniz Abdurrahman6
Mektuptan anladığımız kadarıyla Abdurrahman Nursi Ağabey, Üstad’tan ayrıldığına pişman olmuş, ancak bunu kaderin bir hükmü olarak görmüştür. Ankara’nın en kara halette olduğu bu dönemde dönemin inanç ve ahlaki tehlikelerinden korunmak için sosyal hayattan uzak kalmaya çalışıp, insanlarla ihtilat etmemeye çalışmıştır. Evliliğinin nedeni olarak da nefsinin habis isteklerini ve arzularını yerine getirmemek olduğunu söylemiştir. Dikkat çekici olan husus ise Üstad’a zevcesinin kim olduğundan........
