menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Amerika’nın Süper Güç İntiharı

4 0
16.05.2026

Amerika’nın Süper Güç İntiharı

Amerika’nın Süper Güç İntiharı

Donald Trump’ın İran’a açtığı felaket niteliğindeki savaş, dış politikasının yol gösterici ilkesinin süper güç intiharı olduğunu gösteriyor. Ama bu, aynı zamanda dünya tarihine geçecek düzeyde stratejik soytarılığı mümkün kılan demokratik bozulmanın ve ağır eşitsizliklerin de belirtisi…

ABD, oligarklarını zenginleştiren, yurttaşlarını yoksullaştıran, ittifaklarını sabote eden ve düşmanlarını güçlendiren İran savaşını kaybetmek için milyarlarca dolar harcıyor. Savaş, ABD Başkanı Donald Trump’ın dış politikasının yol gösterici ilkesini açığa çıkarıyor: Süper güç intiharı. İmparatorluklar yükselir ve çöker; ama bildiğim kadarıyla hiçbir devlet kendi gücünü şimdiye kadar kasıtlı ve sistematik biçimde öldürmedi; hele bu kadar hızlı hiç öldürmedi.

Bu stratejik intiharı kabul etmek zor olabilir: İnsan hâlâ Trump’ın maceralarının Amerikan ulusal çıkarına dair bir anlayışa dayandığını ummak istiyor. Dayanmıyor.

En azından bir süper güç, hukuk devleti ve diğer kurumlar aracılığıyla ortak bir girişime bağlı kayda değer bir yurttaş kitlesini içinde barındıran modern bir devlet olmak zorundadır. Ama Trump yönetimi ABD’ye modern bir devlet olarak değil, seçilmiş küçük bir azınlık için ticari bir fırsat olarak bakıyor.

Bir süper gücün ayrıca ulusal çıkar duygusuna sahip olması gerekir. Uluslararası ilişkiler uzmanları liderlerin bu kavramı nasıl tanımladığı konusunda anlaşamasalar da, başkanın halkın ya da devletin iyiliğine kayıtsız kaldığı bir duruma hazırlıklı değiliz.

Bir devletin süper güç olarak kalabilmesi için kendisini zaman içinde sürdürebilmesi de gerekir. Süreklilik, siyasi otoritenin devri için bir ilkeye bağlıdır. Trump, süresiz olarak iktidarda kalmayı hedefleyerek ve seçimlere duyulan güveni aşındırarak, ABD’de siyasi ardıllığı mümkün kılan ilkeyi sorgulanır hale getiriyor. Elbette bunu yapmanın başka yolları da vardır; hanedan yönetimi ya da bir politbüronun kararı gibi. Bu düzenlemelerden birine geçmek (Başkan Yardımcısı JD Vance’in yükselişinden sorumlu teknoloji oligarkları cadı meclisini kapitalist bir politbüro olarak hayal edebiliriz) Amerikan cumhuriyetinin sonu olur.

Doğru insanların yönetimde olmasını sağlamak, bir devletin güç kazanması ve bu gücü sürdürmesi için hayati önemdedir. Tarihsel olarak güçlü devletler, doğumdan bağımsız biçimde, nitelikli insanları tespit edip yetki makamlarına yükseltmenin yollarını aradı. Antik Çin’in bir sınav sistemi vardı. Napolyon, hem sivil hem askerî hayatta liyakat ilkesini yerleştirdi.

ABD’nin ise bir zamanlar dünyanın gıpta ettiği bir kamu hizmeti ve son derece liyakate dayalı bir ordusu vardı. Ama Trump yönetimi kamu hizmetini içini boşalttı ve ordunun üst kademelerini tasfiye etti; bu süreç, bulundukları makamlar için kendileri de yetersiz olan kişiler tarafından yürütüldü. Tulsi Gabbard’ın Ulusal İstihbarat Direktörü, Kash Patel’in FBI Direktörü ve Pete Hegseth’in Savunma........

© Perspektif