menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ailemizin İstikbâli Reytinglere Emanet Edilirse

17 0
28.04.2025
TOPLUM

Yazılı kültürün efendisi hiçbir zaman olamadık; arşivden çok hafızaya, kâğıt yerine söze güvendik. Dede Korkut’un sadası, meddahların değneği, kahvehane dumanı arasında büyüyen bir şifahi miras taşıyoruz. Daha matbaanın hızıyla tanışamadan sinema perdesi, harf inkılâbının mürekkebi kurumadan radyonun cızırtısı, akabinde televizyonun renkli gürültüsü üzerimize düştü. Şimdi bu sözlü temelin üzerine bir de “görsel tufan” bindi: Artık anıları anlatmakla yetinmiyor, piksel piksel teşhir ediyoruz.

TARIK TUNCAY 28 Nisan 2025

Perdenin arkasına saklanıp kendini izleyen bir toplumuz. 1990’ların ortalarında, özel TV kanallarının doğuşuyla kadın ve aile programları başladığında —yani gündüz kuşağının naiflikten sansasyona doğru sürükleneceğinden habersiz olduğu zamanlarda— kimse “ailenin kutsallığını” tartışmayı dahi düşünmüyordu. Sunucu konuklarıyla, seyircinin gönlünü alan hafif yemek tarifleri, ütü tüyoları, kısırın püf noktaları gibi konuları hararetli biçimde konuşuyor; arka planda zaman zaman çalan orkestra ile stüdyo şenleniyordu. Sonra birden atölyeye benzeyen platolar kuruldu, kadrolu konuklar çalışmaya başladı, koltuklar arasına görünmez sınırlar çizildi ve marjinal hikâyeler reytingle beslendikçe büyüdü: Gerçek zamanlı polisiye, akraba barıştırma, sahte DNA testi, kayıp gelinler, kaçırılan çocuklar, genç anne dramları…

Bugün gündüz kuşağı programlarında ekrana düşen “damadın kayınvalideyi gebe bırakması” gibi çok uç yaşantıların yer aldığı sahneler, 90’ların mütevazı dekoruna ve program akışlarına hiç benzemiyor.

Yirmilerinin başında bir genç, kayınvalidesiyle yan yana oturtulup ekranda utançla karışık bir cüretle hikâyelerini anlatırken, reyting cihazlarının ibresi zonklayan bir nabız gibi hızla yükseliyor. Bu kişilerin daha sonra, canlı yayında göz altında alınmaları da reyting grafiğinde sıçramalar yaptırıyor. İzlerken TV’nin sesini açıp kapayan milyonlarca insanın bakışlarında merak, tiksinme, öfke birbirine karışıyor. Benzer travmatik olaylar sürükleyici bir dizi heyecanıyla aynı zihinleri beslemeye devam ediyor. 14 yaşında (zorla ve çocuk yaşta) evlendirilen, 18’inde üç çocuk annesi olarak stüdyoya çıkan genç bir kadının yakın plan çekimdeki sessiz çığlığını ve göz yaşlarını izleyen Türkiye’nin kolektif vicdanı yaralanıyor ama göz yaşlarının aktığı sahneler dakikalar içinde TikTok klibine çevrilip yüz binlerce kez izleniyor. Çocuksu yüzlerin yetişkin suçlamalarla çerçevelendiği bu anlatılar, Türkiye’nin çocuk–kadın–aile sorunlarına projektör tutuyor gibi görünse de çoğu zaman “şoke et ve geç” rutinine hapsoluyor.

Sadece Biz mi Böyleyiz?

Hayır, yalnız değiliz. Aşırılık, küreselleşen televizyon ekonomisinin “ölçülebilir dikkat” çağında hem en ucuz hem de en hızlı dönen para birimi. Amerika’da The Jerry Springer Show (19912018), zirve yıllarında günlük 67 milyon izleyiciye ulaştı¹; 1999’da bir konuğun cinayete kurban gitmesi formatı durdurmadı, olay sonrasındaki haftada programın reytingi çift haneli artış gösterdi².

İngiltere’de The Jeremy Kyle Show (20052019) sabah kuşağının müdavimiydi. Steve Dymond’un 2019’daki intiharı sonrası program iptal edildi; Birleşik Krallık İletişim Düzenleme Kurumu (İng. Office of Communications, Ofcom) katılımcı refahını korumaya dönük “yüksek riskli konuk protokolü”nü yürürlüğe soktu ve prodüksiyonlara psikolojik değerlendirme ile 72 saatlik izleme süresi şartı getirdi³.

Almanya’da RTL’nin Familien im Brennpunkt (Aileler Odakta) dizisi, Landesanstalt für Medien NRW’nin (Kuzey Ren-Vestfalya Medya Kurumu) 2012 tarihli çocukgenç koruma raporunda “zararlı içerik” uyarısı aldı ve yayın saatleri geç kuşağa kaydırıldı⁴. Örnekler çoğaltılabilir.

Kıta, dil, kültür değişse de senaryo aynı: mahrem krizler stüdyo dekoruna taşınıyor; insan hikâyeleri metalaşıyor, reyting grafiği ile etik çizgi arasındaki mesafeler pazarlık masasına yatırılıyor.

Avrupa’da RTÜK benzeri kurumlar gerçek zamanlı izleme sistemleriyle reşit olmayanları korumaya çalışıyor. Fransa’da 2021’den beri aile içi şiddetin medya gösterimini denetleyen bağımsız bir kurul var. İngiltere’de 15 yaş altı çocukların mahrem bilgilerini ifşa etmek ağır yaptırıma tabi. İskandinavya’da aile mahremiyetini konu edinen formatlara yayın öncesi psikososyal risk değerlendirmesi zorunlu; Almanya’nın Minderjährigen Schutz (Küçüklerin Korunması) yasası 18 yaş altının dramatik ifşasına primetime yasağı getiriyor. Pek çok ülkede sosyal hizmet uzmanı ve ilgili profesyoneller bulunmadan istismar öyküsü yayımlanırsa lisans iptaline kadar giden süreçler işliyor. Türkiye’de ise görev çoğu kez RTÜK’ün para cezasına havale ediliyor; sosyal hizmet, psikoloji ve hukuk aktörleri sürece yeterince entegre edilmeyince önleme kapasitesi eksik kalıyor.

Söz Uçar İmaj Kalır

Yazılı kültürün efendisi hiçbir zaman........

© Perspektif