menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Suriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda

32 1
16.01.2026
JEOPOLİTİK

10 Mart mutabakatı ve egemen olmanın gereğini yerine getirmek bahanesiyle yapılan, bir başına Suriye’de istikrarı ve süreci bitirmiş değil ve fakat her ikisinin üzerinde de kara bulutlar toplanmış durumda. Burada kalınırsa ne alâ.

MESUT YEĞEN 16 Ocak 2026

Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahallelerindeki Kürt Asayiş güçlerinin kısa sürede Halep’ten çıkarılmasıyla sonuçlanan gelişmeler iyi bildiğimiz bir hakikati biraz sert bir biçimde hatırlattı: Suriye’de yeni rejimin istikrarı da bizdeki çözüm süreci de sağlam bir zemine oturmuş değil.

Rejimin Halep’te yaptıklarının zamanlaması ve haber verdikleri, Suriye’de istikrarın, bizdeyse sürecin pamuk ipliğine bağlı olduğunu, daha kötüsü, hep beraber tehlikeli suların kıyısında olduğumuzu gösteriyor. Dileyelim aklıselim galip gelir ve vakit varken tehlikeli sulardan uzaklaşırız.

Lakin bu işler de dilekle temenniyle olacak iş değil, niyet ve icraat gerektiriyor.

Türkiye’nin arkaladığı Şam rejimine kalırsa Halep’te yaptığı, egemen olmanın ve 10 Mart ve 1 Nisan mutabakatlarının gereği. İç ayrışmalar ya da yerel güçlerin inisiyatif alması gibi SDG kaynaklı faktörler de mutabakatın gereğince uygulanmasını engellemiş ya da geciktirmiş olabilir ve fakat rejimin Halep’te yaptıklarını “Egemen devlet olmanın ya da 10 Mart ve 1 Nisan mutabakatlarının gereği” diyerek temize çekebilmek için hem egemenliğe hem de taraflar arasındaki mutabakata epey yamuk bir yerden bakmak, bu arada başka pek çok şeyi de görmezden gelmek lazım. En başta da 10 Mart mutabakatının belirsizliklerini.

Malum, mutabakatın ilk iki maddesi Kürtler de dahil tüm Suriyelilerin eşit temsil ve katılımını ve kimlik haklarının anayasayla garanti altına alınmasını öngörmekle beraber ortada ne böyle bir uygulama var ne anayasa ne de çalışması. Üstünkörü bir bakış bile mutabakatın Suriye’nin birlik ve bütünlüğüyle beraber çeşitliliğinde de uzlaşıldığını, çeşitliliğiyle beraber Suriye’nin birlik ve bütünlüğünün korunmasında mutabık kalındığını gösteriyor. Böyle olmakla beraber, rejimin Süveyda ve Lazkiye’de yaptıkları ve tabii ki yapmadıkları Suriye’yi çeşitliliğiyle tanımaya niyetinin olmadığını, ülkeyi HTŞ suretinde bütünleştirmek istediğini çoktan göstermişti. Halep’te yaptıkları da teyit etti. Ana fikrine uymaya yatkın görünmediği mutabakatın geciktirilmesinden şikayet etmesi rejimin mutabakattan çok zorbalıkla egemen olmanın peşinde olduğunu gösteriyor.

Rejimin, 10 Mart mutabakatının uygulanması görüşmelerini bizzat sonlandırması da Halep saldırısını SDG’nin mutabakata uymamasıyla açıklamayı zor kılıyor. SDG’den yapılan açıklamalar, rejim yetkililerinin yolunda ilerliyor görünen mutabakat görüşmelerini birden bire kesip “Halep’te mutabakata uyun” pozisyonuna geldiğini gösteriyor.

Meselenin mutabakatla ilgili olmadığını gösteren daha güçlü bir işaretse saldırının zamanlaması. Malum, Halep saldırısı rejimin İsrail’le yaptığı güvenlik anlaşmasının ardından geldi. Kürtlerden ve diğer Suriyelilerden güvenlik ve tanınma gibi en temel hakları esirgeyen rejim, yaptığı anlaşmayla, HTŞ suretinde bir Suriye inşa edebilmek uğruna senelerdir işgal altındaki topraklarından kesinkes vazgeçmekle........

© Perspektif