menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Suriye: Nereden Nereye?

26 1
08.01.2026
JEOPOLİTİK

8 Aralık 2024’te Şam’ın düşüşü, Suriye’de yalnızca bir rejimin değil; içten çürümüş bir devlet modelinin, bölgesel vesayet düzeninin ve Soğuk Savaş’tan miras kalan statükonun çöküşünü simgeledi. Bu kırılma, dış komploların değil; sosyolojik fay hatları, tükenen hami güçler ve muhalefetin devletleşme kapasitesiyle şekillenen tarihsel bir sonun ilanıydı.

BÜLENT ŞAHİN ERDEĞER 8 Ocak 2026

8 Aralık 2024 tarihi, Ortadoğu’nun modern siyasi tarihinde, etkileri on yıllar boyunca hissedilecek bir kırılma noktası olarak kayıtlara geçmiştir. 61 yıldır Suriye’nin siyasi, sosyal ve ekonomik yapısını demir yumrukla kontrol eden Baas rejiminin ve Esed hanedanlığının çöküşü, yalnızca bir hükümet değişikliği değil, aynı zamanda Soğuk Savaş’tan bu yana bölgede kök salmış bir statükonun iflasıdır. Başkent Şam’ın muhalif güçlerin kontrolüne girmesiyle sonuçlanan bu süreç, uluslararası ilişkiler disiplini açısından devletlerin çöküş teorilerini yeniden test eden bir laboratuvar niteliği taşımaktadır.

Rejimin çöküşünün ardındaki dinamikleri, yeni dönemin sosyolojik ve politik meydan okumalarını ve bölgesel güç dengelerindeki (Türkiye, İran, Rusya, İsrail) radikal değişimleri anlamak için olayları salt askeri bir yer değiştirme olarak değil, birikmiş sosyolojik fay hatlarının jeopolitik sarsıntılarla tetiklenmesi sonucu ortaya çıkan kaçınılmaz bir tarihsel sonuç olarak ele almak gerekir. Özellikle “Yeni Suriye” ülkenin “tebaa” kültüründen “vatandaşlık” bilincine geçiş süreci, etnik ve mezhebi entegrasyonun zorlukları ve uluslararası sistemle uyum arayışları mercek altına alınmalı.

Ani Çöküşün Anatomisi: Komplo Teorileri ve Sahadaki Gerçeklik

Şam’ın düşüşü, küresel kamuoyunda ve diplomatik çevrelerde şok etkisi yaratmış olsa da sahadaki gelişmeleri uzun süredir takip eden uzmanlar için bu durum bir sürprizden ziyade “gecikmiş bir son”dur. 27 Kasım’da Halep kırsalında başlayan ve “Saldırganlığı Caydırma Operasyonu” olarak adlandırılan askeri harekatın, 11 gün gibi kısa bir sürede rejimin tam teslimiyetiyle sonuçlanması, çeşitli spekülasyonları beraberinde getirmiştir.

Bazı analizler, bu hızlı çöküşü “uluslararası bir kurgu”, “kapalı kapılar ardında varılmış bir mutabakat” veya “teslimiyet anlaşması” olarak okuma eğilimindedir. Bu bakış açısı, genellikle yerel aktörlerin (Suriyeli muhalifler) kapasitesini küçümseyen ve her türlü siyasi değişimi küresel güçlerin (ABD, Rusya, İsrail) mutlak kontrolüne bağlayan “üst akıl” paradigmasına dayanmaktadır. Ancak, bu yaklaşımlar süreci anlamamızı engeller. Suriye toplumunun kendi dinamikleriyle ulaştığı kaçınılmaz bir sosyolojik sonuç olduğunu görmemizi de perdeler.

Rejimin çöküşü, dışsal bir müdahaleden ziyade, içsel bir çürümenin sonucudur. Bir yapının dış kabuğu (askeri ve istihbari aygıt) ne kadar sert görünürse görünsün, iç desteği (ekonomi ve toplumsal meşruiyet) tamamen boşaldığında, küçük bir darbe bile sistemin bütünüyle çökmesine neden olabilir. Esed rejimi, 2011’den bu yana devam eden iç savaşta, askeri zaferlerini Rusya ve İran’ın desteğiyle elde etmiş, ancak bu desteği toplumsal bir uzlaşıya veya ekonomik istikrara tahvil edememiştir. Dolayısıyla 8 Aralık, bir komplonun değil, birikmiş bir iflasın ilanıdır.

Sosyolojik Katman: Suriye toplumunun iç dinamikleri, mezhebi fay hatları ve toplumsal sözleşme arayışları.

Jeopolitik Katman: Küresel ve bölgesel güçlerin (Rusya, İran, Türkiye, İsrail, ABD) pozisyonları ve stratejik kayıpları/kazanımları.

Devletleşme Katmanı: HTŞ ve muhalefetin kurumsal dönüşümü, idari kapasite inşası ve uluslararası meşruiyet sorunu.

Rejimin İçten Çürümesi ve İki Suriye Arasındaki Asimetri

Suriye’deki değişimi anlamak için, 2018-2024 yılları arasında ortaya çıkan “İki Suriye” gerçeğini ve bu iki model arasındaki dramatik asimetriyi incelemek gerekmektedir. Bir yanda Esed rejimi ve müttefiklerinin kontrolündeki bölgeler, diğer yanda İdlib merkezli muhalif yönetim.

Esed rejimi, 2018 yılında Rusya ve İran’ın yoğun hava ve kara desteğiyle muhaliflerin elindeki geniş toprakları geri aldığında, “savaşı kazandığını” ilan etmişti. Ancak bu askeri zafer, siyasi ve ekonomik bir yenilginin başlangıcıydı. Rejim, müttefiklerinden aldığı mali ve lojistik desteği, savaşın yıktığı şehirleri imar etmek veya çöken ekonomiyi canlandırmak için kullanmamıştı. Bunun yerine kaynaklar, güvenlik bürokrasisinin ve rejime sadık elitlerin zenginleşmesi için harcanmıştır.

Rejim bölgelerinde yaşanan ekonomik kriz, sadece muhalifleri değil, rejimin en sadık tabanını (Nusayriler ve devlet memurları) dahi vurmuştur. Hiperenflasyon, yakıt kıtlığı, elektrik kesintileri ve temel gıda maddelerine erişim zorluğu, “Esed’siz bir Suriye” fikrinin rejim tabanında bile sessizce tartışılmasına yol açmıştır. Rejim, kendi meşruiyetini sağlayan “güvenlik ve istikrar” vaadini yerine getiremez hale gelmiştir. 2018 sonrası oluşan statüko, sürdürülebilir bir devlet modelinden çok, dış yardımlarla ayakta duran bir “garnizon devleti” görünümündeydi.

İdlib Modeli: Yıkımdan Doğan Kalkınma ve Nüfus Patlaması

Rejim bölgelerindeki bu çürümeye karşın, İdlib’de tam tersi bir dinamik işliyordu. Muhaliflerin kontrolündeki bu bölge, sürekli bombardıman ve ambargo tehdidi altında olmasına rağmen, şaşırtıcı bir ekonomik ve idari gelişim göstermiştir. İdlib’de yaşanan iç göç kaynaklı nüfus patlamasının, sefaleti artırmak yerine ekonomik aktiviteyi canlandıran bir faktöre dönüştüğünü belirtmekte fayda var.

Batı akademisinde “İdlib Laboratuvarı” olarak adlandırılan bu süreçte, yerel yönetimler (Kurtuluş Hükümeti), ticaret ağları ve sivil toplum kuruluşları, devletin yokluğunda kamu hizmetlerini ikame eden mekanizmalar geliştirmiştir. Rejim bölgelerinden kaçan sermaye ve nitelikli insan gücünün İdlib’e akması, burada göreceli bir refah adacığı oluşturmuştur. Halk, Esed rejiminin “sefalet ve korku” vaadi ile İdlib’deki “zorlu ama onurlu ve gelişen” yaşam arasında bir kıyaslama yapma imkanı bulmuştur. Bu sosyolojik farkındalık, rejimin tabanının erimesinde askeri operasyonlar kadar etkili olmuştur.

Karşılaştırma Kriteri

Esed Rejimi Bölgeleri (2018-2024)

İdlib / Muhalif Bölgeler (2018-2024)

Ekonomik Durum

Hiperenflasyon, üretim çöküşü, yakıt krizi.

Ticari hareketlilik, inşaat sektörü büyümesi, TL kullanımı ile istikrar arayışı.

Yönetim Anlayışı

Yolsuzluk, keyfi tutuklamalar, güvenlik devleti.

Sivil idare denemeleri, hizmet odaklı belediyecilik (eksiklere rağmen).

Nüfus Hareketi

Dış göç (kaçış), demografik erime.

İç göç alımı, nüfus yoğunlaşması, dinamik demografi.

Meşruiyet Kaynağı

Korku ve dış destek (Rusya/İran).

Direniş söylemi ve hizmet sağlama kapasitesi.

Rusya ve İran Arasındaki Paylaşım Savaşı

Rejimin çöküşünü hızlandıran bir diğer iç faktör, Esed’i ayakta tutan iki emperyal güç, Rusya ve İran arasındaki rekabettir. Saha verileri bu iki gücün 2018 sonrasında Suriye’yi bir “nüfuz paylaşım sahası”na çevirdiğini ortaya koymaktadır. Rusya, Suriye devletinin kurumsal yapısını (Ordu, İstihbarat) kontrol etmeye çalışırken; İran, paralel yapılar (milis güçleri, kültürel merkezler) üzerinden ideolojik ve demografik bir dönüşüm hedeflemiştir.

Bu rekabet, rejimin karar alma mekanizmalarını felç etmiştir. Esed, iki patron arasında denge kurmaya çalışırken idari otoritesini kaybetmiştir. Rusya’nın bazı muhalif gruplarla yaptığı “uzlaşı” anlaşmaları ve İran’ın demografik mühendislik çabaları,........

© Perspektif