Süreci İç Siyasetin Ötesinde Okumak
Süreci İç Siyasetin Ötesinde Okumak
Süreci İç Siyasetin Ötesinde Okumak
Çözüm Sürecinin başarısı Türkiye’yi bölgede belirleyici bir aktör konumuna taşır. Başarısızlık ise Türkiye’nin önümüzdeki 10 yılda oynamak istediği rolden geri adım atması anlamına gelir. Sürecin sonucu, PKK’nın geleceğinden çok Türkiye’nin geleceğini belirleyecektir.
PKK’nın silah bırakması ve kendini feshetmesini yalnızca iç siyasetin gündelik kavramlarıyla okumak analitik olarak eksik, stratejik olarak ise yanıltıcı olur. Çünkü bugün ortaya çıkan tablo, sadece var olan bir “sorun çözme” girişimi değil, Türkiye’nin ve bölgenin yeniden şekillenen güvenlik mimarisi içinde ortaya çıkan stratejik bir dönüşümün ürünü. Bu nedenle meseleye partiler arası rekabet, seçim dengeleri, ya da kısa vadeli siyasi hesaplar üzerinden bakıldığında neden bu kadar çok aktörün aynı anda sürece angaje olduğu ya da neden farklı merkezlerin birbirine zıt motivasyonlarla bile olsa benzer bir zeminde buluştuğu anlaşılamaz. Bugün oluşan tablo, Türkiye’nin iç güvenliği ile bölgesel güç dengelerinin doğrudan kesiştiği bir stratejik eşiğe işaret ediyor.
Geçmiş çözüm süreçlerinin temel motivasyonu sistem içi dönüşümlerdi. Demokratikleşme, sivil siyasetin alanının genişlemesi, askerî vesayetin geriletilmesi, güvenlik bürokrasisinin yeniden yapılandırılması gibi hedefler belirleyiciydi. Bu hedefler AK Parti hükümetlerine hem içeride hem dışarıda önemli manevra alanları sağladı. Bugünkü süreç ise farklı bir zeminde ilerliyor. Önceki girişimler bir reform iradesinin ürünüydü, bugünkü süreç ise değişen stratejik koşulların olgunlaştırdığı bir dönüşüm kararı. “Olgunlaşmış an” kavramı, bir sorunun ancak mevcut pozisyonları sürdürme maliyetinin çözümsüzlüğün maliyetini aştığı noktada kapandığını öngörür. Dolayısıyla artık mesele yalnızca siyasi reform ya da toplumsal normalleşme değil, doğrudan devlet kapasitesi ve bölgesel kırılmalar karşısında Türkiye’nin dayanıklılığı meselesi haline gelmiş durumda.
Varoluşsal Kaygılar ve Bölgesel Denklem
Suriye’de Baas rejiminin çöküşü, İran’ın bölgesel etkisinin aşınması ve Irak’taki otorite zafiyeti bölgede derin bir güç boşluğu oluşturdu. Buna ABD’nin kısmi çekilme eğilimi ve İsrail’in vekil güçler üzerinden bölgeyi kontrol etme tutumu eklenince Türkiye’nin güvenlik stratejisi köklü bir biçimde değişti. Ankara açısından artık temel soru şu: İçeride kronikleşmiş bir güvenlik sorunuyla mücadele sürerken, dışarıdaki çok katmanlı jeopolitik kırılmalar aynı anda yönetilebilir mi? Bu tablo gösteriyor ki PKK meselesi, bir terör sorununun ötesinde, Türkiye’nin savunma kapasitesini, dış politika esnekliğini ve ekonomik dayanıklılığını etkileyen yapısal bir mesele. İç cephede çözülemeyen bir sorun, dışarıdan gelen tehditlere karşı stratejik manevra alanını daraltıyor. Dolayısıyla yeni süreç, idealist ve sahici bir toplumsal barış isteğinin yanı sıra, sert jeopolitik gerçeklerin belirlediği bir güvenlik rasyonalitesi içinde şekilleniyor.
Devletin Güçlenen Kapasitesi ve Örgütün Çıkmazı
Son 10 yılda güvenlik mimarisinde yaşanan dönüşüm, güvenlik kapasitesini belirgin biçimde güçlendirdi. Hendek olaylarından sonra........
